Kemal

En son seçimde sandık görevlisiyken sınıfa yaşlı bir amca geldiydi. Bir tek kapıdan içeri girişini gördüm. Yalnız başınaydı; kim getirdi bilmiyorum. Elinde ufak bir baston, konuşurken, dururken hatta yürürken titriyor; zar zor girdi kabinin içine, bastı mühürünü, sonra da attı kutunun içine. Durdu karşımda dik dik gözlerimin içine bakıyor. “Hayırdır, amca,” dedim. “Beni asansöre kadar bırak bari,” dedi. (sanki tanıyormuşum gibi) “Ayıpsın amca,” dedim. Tuttu ellerimi bir kızın elini tutar gibi, asansöre yürüdük beraber. 

Bu noktada onu bırakıp gitmem lazımdı ama elini elimden çekmedi. Ses etmedim bindim ben de asansöre; iki kat indik aşağıya. Okulun girişinde basamaklar olduğu için bu defa da benim içim elvermedi “gel merdivenlerden de indireyim,” diyerekten devam ettik. 

Aradan 10 dk. geçti biz amcayla hala el ele yürüyorduk. Zaten kanımda ısınmıştı amcaya, siyasi konuşmalar, ulusalcılık falan havada uçuşuyor. Oyunu da büyük ihtimalle CHPye vermiş, adı Kemal'di zaten. 

Evinin önüne gittiğimizde elini cebine atıp bozuk para çıkardı; uzattı bana. Gocundum hemen, “olur mu amcacım koy şunu cebine,” dedim. Daha neler neler dicem hatta aklımdan geçiyor; “delikanlılık öldü mü? Gençlik ne güne kaldı? Altı üstü 10 dk yürüdük, dedem sayılırsın,"gibi gibi. Ama diyemedim bunların hiçbirini. Baktı gözlerime dik dik, avucumun içine sıkıştırdı bozuklukları. Sonra da dedi ki; ” bir tane Güneş bir tane de Sözcü gazetesi alıver bana, ben burada bekliyorum,“ 
Emrah Ateş

twitter: hikayeadami
instagram: hikayeadami 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atilla değil Attila İlhan

Kars- Cemal Süreya'nın Kaleminden...

Orhan Veli'nin ölümü ve mezarı