Kayıtlar

Mayıs, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

okuyun ve farkına varın. çünkü; taşı toprağı AVM İstanbul'un

Resim
Önceden taşı toprağı altındı İstanbul'un
Şimdi ise taşı toprağı AVM olmuş.

Bazı şeylerin olması güzeldir. Fakat biz neden bu kadar bokunu çıkarıyoruz anlamış değilim.
Alışveriş merkezleri birçok yönden kullanışlı.
hazır park alanı
istediğin herşeyi bir bina içinde bulabilme imkanı
yazın serin, kışın sıcak gibi

Ama şu şekilde sıralamaya kalkarsak;
demirören
cıtys
cevahir
profilo
astoria
metrocıty
kanyon
saphhire

Bunlar taksim'den levent'e uzanan bir araç yolculuğunun sol camından yansıyan binalar.
Bakırköydeki, Beylikdüzü'ndeki ve Büyükçekmecedekilerden bahsetmiyorum bile.

Bir de şu avm olayındaki en sevmediğim olay şudur;
Bakın her şeyin bir binada olmasına karşı değilim fakat şu sabit fiyat olayı beni delirtiyor. Yine her şey bir binada olsun, ama iş hanı tarzında, esnaf abileriminzin, kardeşlerimizin olduğu, pazarlık yapabildiğimiz, yani; paramızla rezil olmayacağımız yerler olsun istiyorum.

Başımdan geçen ufak bir olayı anlatayım

Bir kaç ay önce LC'ye gitmiştim. Bir…

Çocukken inandığım şeyler

vesselam sağolsun yine mimlemiş beni
mim kadrosunda var olmak benim için sevindirici bir durum
blog aleminde hiç olmazsa biraz atraksiyon oluyor. insanlar birbirleri hakkında merak ettiklerini şu mim olayı sayesinde biraz daha öğreniyor sanırım

mim sorusu

Ben Küçükken .... Sanıyordum ! Hepimizin Küçük Yaşlarda İnandığımız Saçmalıklar Vardır.. Fazla Şeyler Yazmamıza Gerek Yok 3 Tane Yada 5 Tane Yazsak Kafidir :) demiş

ben bu soruyu yine egzantirik cevaplarımı birkaç öykü halinde vereyim

1- radyo

ufacıkken kendim gibi ufacık bir radyo vardı evde. kocaman vitrinin içinde pek de afilli olmayan, tek kaset çalma yeri olan birşey. ve annem her ev kadını gibi onun üstüne de örmüştü bir dantel. ve ben radyonun içinde hep birileri var zannederdim. yani karınca kadar insanlar radyonun içinde sırayla şarkı söylüyo zannediyordum

2- televizyondaki öpüşme sahneleri

yalnız sanata çok saygılı ve düşkün bir toplum olduğumuzu belirtmeliyim. çünkü bizi hep çocukken öpüşme sahnelerinde - yok la aslında bunlar…

Baba Olmak Zordur

Resim
Ömrümde bu kadar üst üste korna sesini duymamıştım henüz. Yolda giderken çalan kornalar bir düğünün işareti değildi. Acı acı çaldığı belli oluyordu.

Araçların sıkıştırdığı yolda bir adam korna çalan aracın yanından koşarak araçların camlarına vuruyor ve bağırıyordu

Yolu açın- yolu açın diye

Belliydi ki sesinde bir hüzün bir öfke bir korku vardı. Elinden gelse eminim ki tüm araçları tek tek bir köşeye fırlatırdı.

Sonra acılı araç hastanenin önünde durduğunda soluk soluğa kalan adam aracın içinden genç kızı çıkarıp kollarının arasına aldı. O çelimsizlikj ve yorgunlukla o kızı nasıl taşıyabiliyordu hayret. Ki belliydi vücudu zangır zangır titriyordu.

Sonra gelen sağlık görevlileri genç kızı sedyeye bindirip içeri doğru götürürken adamın artık takati kalmamıştı. Tüm o günün yorgunluğu bir anda üstüne çöken adam iki dizinin üstene düşmüştü. Ve ben o mesafede gözlerinden akan yaşıda, ihtiyar yüzündeki o acıyı da, ve dudaklarından dökülen o iki kelimeyi; -canım kızım-ı da duymuştum.

İşte o …

Mucit annem

Gece konan bir eve, gece konan bir aileydik. Kaldığımız ev  uzuncasına bir evdi. En solda kapısı vardı. Benim dolabım kapı olmuştu eve. Kapıyı açınca dolabıma girerdim sanki. Kapıdan ilk girdiğimde buzdolabı karşılardı beni, tam karşımda...  Solda ince uzun bir  tezgah. Tezgahın altına annemin yığdığı kuru bakliyatlar. Tezgahın üstünde yeşil bir piknik tüpü. Tüpün üstünde kaynayan bir tencere. Tencerenin başında annem. Anenmin saçları kızıl. Boya da değil, kına yakmış saçına. Yoksa tamamen bembeyaz. Yüzü kilosundan dolayı şişmiş. Göbeği var her daim. Eli belinde dolaşmayı sever hamile kadınlar gibi. Elleri çatlak yaşlılıktan. Saçlarını eşarbıyla kapamış. Eşarbında gül oya...

Benim çocukluğumu anlattığım öykünün bu bölümünde annemin 7 yaşmdayken gözümde nasıl göründüğüdür.
O anne öyle ki başkasının çocuğunu öz çocuklarından daha fazla sevecek kadar annedir.
Çünkü esas olanın doğurmak değil bakmak olduğunu bilir. Evde kalan son bir tabaklık çorbayı bana verip kendisinin çiğ pırasa yediği…

Bir ilişkide uğurlama merasimi ne kadar önemli olabilir ?

Bir ilişkide uğurlama merasimi ne kadar önemli olabilir ?

Bir ilişkide erkeğin en büyük görevlerinden biri kız arkadaşını sağa sola uğurlama merasimlerindeki takındığı tavırdır. Bence seven adam kızı bir araca bindirdiğinde o araç ortalıktan kaybolana kadar bakar. Bunun nedenini şu şekilde açıklayabilirim

Hatun kişiyi örneğin minibüse bindirdiğinizde kapının önünde beklemenizin en büyük sebebi, aracın içindeki diğer potansiyel tehlikelere göz dağı vermektir. Kız araca binerken o kızın arkasından süzülüşüne değil de, aracın içindeki kişilere sertçe bakar. Bu bakış ‘’ kızın bir yavuklusu var lan bakmayın oyarım ‘’ demenin bir başka yoludur.

Bir de garibim erkek, aracın orada beklerken acaba hatun kişi dönüp bakar mı endişesine kapılır. Erkeğe sorsan '' kız dönüp bakıyorsa hala beni düşünüyor yani beni seviyor '' der. Hatun kişi ise dönüp bakmakla bakmamak arasında kararsız kalır. Çünkü dönüp baktığınde eğer erkeği minübüsün oralarda ona bakıyorken görmezse aracın içind…