Kayıtlar

Nisan, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

resimler ve yaralar

‘’Geçmiş ölüler tarlasından kendi yarasıyla

o günden beri bir fotoğrafın yası tutulur’’ der Metin ve Kemal Kahraman...
dünyanın en güzel müziklerini yapan insanlardır kendileri.

biz hep mutlu anlarımızda resim çekilir mutsuz olduğumuz zamanlarda bakıp o anın yasını tutarız. Sevdiğimizi öperken resim çekiliriz ve ayrıldığımızda bakar hüzünleniriz mesela. O yüzden insanlar mutluyken çekilir fotoğraf, mutsuz oldukları anı başkaları resmeder.

resimler de kabuk bağlamış yara gibidir. Ne kadar acıtmasa kesik, akmasa da tenimizden kan, üzerine kabuk bağlamış olsada yara, sadece yaraya baktığımızda hatırlarız bir önceki günün acısın,,, Düştüğümüz günü, yaramızın açıldığı günü, yaraya baktığımızda hatırlarız. İşte o zaman yara acımaz belki ama içimiz acır, sızım sızım sızlarız.

İşte her resim bu yüzden hem yar’dır hem yaradır.. Bir yara gibi zamanla kabuk bağlar; kapar anının üstünü. Biri gelir ‘’ yeter artık gül’’ der ve flaşlar patlar. Ne kadar güzel gülsekte, biz o resme baktığımızda bilir…

seksenlerin sonlarında doğduysanız

Büyümek zor iş. Hele ki benim gibi seksenlerin sonlarında doğduysanız yani aile kavramının, gençlik kavramnının, aşk kavramının gerçekten de değişik olduğu zamanlarda doğup büyüdüyseniz, hayat sizin için hala çok gariptir.


-Aile çay bahçesi yazdığında kapıda, yalnız gelsem almazlar sanırdım çocukken- der: Zeki Kayhan Coşkun. Çok da doğru der bence. Ki ben Allah-tan sonra en çok babadan korkulan, gece geç vakitte gelirsem kırılacak bir çok kemik korkusuyla dışarda duramayan, bir aile yaşantısının içinde büyüdüm.. Ama babam büyük adamdır çok taktir ederim. Çünkü hiçbir vakit; boğazımızdan lokmamız,ı başımızdan çatımızı eksik etmemiştir. Allah razı olsun...

Çocukken bana hiç şort giydirmemiştir mesela. Yaşıtlarım şort giydiğinde ben pantolonla gezerdim. Babam da her şort giyme isteğim karşısında -ne lan o bacakların kız gibi meydanda- der, izin vermezdi. Oysa ki benim yaramazlığımdan, sürekli düşüp biryerlerimi kanatmamdan dolayı, çıplak etim direk düşünce betonla temas etmesin, bari hiç…

sabahattin ali ile konuşmak

soru

Nasıl bir felakettir bu?

Hangi matamatik problemine sığar;
Bunca kalabalıkken,
Bunca yalnız kalmak...

Emrah ateş

cevap

"insanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.

hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. insanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden herşeyi bırakıp kaçarlar.

muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ancak birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gidecekti. bir ruh ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. o zaman bütün teredd…

Geçmiş ve gelemeyen üzerine

Eski şarkıları daha çok seviyorum


Çünkü bana geçmişi hatırlatıyor. Oysa ki insanlar pek sevmez geçmişi hatırlamayı. Çünkü bir şeyi ilk hatırlamaya çalıştığımızda acı zamanlar ilk sırayı alır. Gözlerimiz dolmadan dudaklarımız istemez gülümsemeyi. Vücut yapısı işte böyle lanet bir metabolizmaya sahip.
Halbuki hiçbirimiz bir saniye sonrasını bile bilemeden yaşarız. Tek bildiğimiz şey geçmiştir.

Genellikle ‘’geçmişi bir tarafa bırakıp yeni bir hayata başlamak ‘’gibi cümleler kurar dururuz, kendimizi tatmin etmek için. Oysa ki başaramayız. Çünkü geçmiş olmuştur ve bu yüzden gerçektir, kalacaktır...

Her aynaya baktığımda kendime şunu söylerim – buradaki aynaya bakma kelimesi tamamen kelimeyi sevdiğimden- ‘’çektiğin şeyleri boşver ne de olsa atlatmışsın’’. Ve şu anda şu aynada kendini görüyorsan ve belli bir olgunluğa sahipsen yaşadığın acılar sayesindedir. Hadi bakalım sen mi büyüksün anılar mı?

Bence hepimiz bunu yapmalıyız. Yani geçmişi bir yana bırakmak değill de geçmişi kabullenip aslı…

beton zemine ıslak yazı

Birgün kaldırımları ıslak bir sokaktan yürürsen, davranma hemen şemsiyene.

Bakma sakın gökyüzüne gökkuşağı bulurum umuduyla.
Yağmurdan değil kaldırım taşlarının ıslaklığı,
ne de halı yıkayan teyzelerin hortumundan akmış suları.
Yağmur yağsa toprak kokar bu şehir.
Halı yıkanmış olsa sabun kokardı kaldırım taşları.
Bu şehre güneş doğmaya küsmüşken,
senin ki ne cüret!
içinde yeşertmissin umutları...


Kaç tane gözü yaşlı sigara bırakmışsın arkanda.
Kaç tane kül tabağında yarım bırakılmış hayat.
Ve kokusunda esaret var küllerin,
bir kibritin alevine tutsak.
Sen içimde
gözlerim gözlerine tutsak.

Prangalar giydirmişken kirpiklerime
alnımdaki çizgiler volta atar yüzümde.

Emrah Ateş
2009

d.n.s.- dangalakları neden severiz -

bu aralar içimde garip bir hüzün var. nedendir bilmiyorum.
her şarkıda biraz daha durgulanıyorum. ama ansızında neşeleniyorum.
sanırım ruh halim bu aralar ergenliğe giren yeni yetme çocuk gibi. kim ne tarafa çekse o tarafa gidecek.
oysa ki ben hep iyi bir insan olmak istedim.
kendi dns ayarlarımızı da düzeltsek ve daha kolay yaşayabilsek keşke.
yasak olan sevdaları açabilsek böylece.
sevdiğimizin ne uzaklığı ne yaşı ne de başka bir şeyi umrumuzda olsa keşke.

Şans diye birşey vardır dünyada; doğru.
ve hep derler ya şansını kendin yaratırsın diye; yok abi böyle birşey.
yaratmak Allaha mahsustur.
 o şansı yaratır biz farkedemeyiz. işte Allah ile aramızdaki en kötü uçurumda budur.

ben bu aralar kendimde dnsyi keşfettim.
D.N.S. yani Dangalakları Neden Severiz sendromu.
Allah yeryüzüne sevelim diye onlarca kişi yaratmışken biz en dangalaklarını severiz çünkü.
kimine göre de dangalak bizizdir orası ayrı.
ama kimse benim pişirdiğim yemek kötüdür demez.
biz ise hep tuzunda, baharatında…