Kayıtlar

deneme etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sait Faik’in Yalnızlığı

Resim
Sait Faik’in Yalnızlığı not: Bu yazı Arka Kapak dergi Ocak sayısında yayınlanmıştır.  -Abası Yanık “Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yol­lar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer le­keler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil sac­larını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuş­ları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi…”  diyor Sait Faik, Son Kuşlar’da; sanki bu günleri yıllar önce görmüş gibi… “Sanki”si fazla aslında, görmüş besbelli… Belki de, Burgazada’daki evinin tavan arasından İstanbul’u izlerken fark etti çok sevdiği İstanbul’un çirkinleşeceğini… Şimdi pencereden baktığımda ay bile görünmüyor nicedir. Yüksek binalarla dolu şehrimiz bir Turgut Uyar şiirini yalancı çıkarıyor ne yazık ki; “göğe bakamıyoruz.” Sait Faik doğduğunda, bir geleneği daha yaşatmış ailesi, babasının adını koym...

Öğretmenlik hayallerim

Şu an Karadeniz'de bir köy okulunda öğretmen olsam; öğrencilerime “hayde bahçeye top oynamaya çıkıyoruz” desem. Ağaca kaçan topu kurtarsam; kahraman olsam… Ya da Van'da bir okulun camından baktığımda, öğrencimin başkasına bırakamadığı için yanında getirdiği sürüsünü görsem. Bıraksam dersi! Kars'ta misal, öğrencilerimin ailesinin gözlerine baktığımda o müthiş saygıyı görsem. Akşam köy düğününe davet etseler beni; birilerinin aşkına nikah şahidi olsam! ve dipnot: Dünya böyle kötü zamanlardan geçerken, aile olmanın, öğretmen olmanın, arkadaş olmanın değerini daha iyi anlıyorum. Ne ekildiyse o biçiliyor sanki. İyi bir insan olup o iyiliği yaymalı ve özellikle güzel bir nesil yetiştirmeye çabalamalı. Bu dünyayı özellikle siz kurtaracaksınız öğretmenler! Çocukları kurtarınca, dünya da kurtulacak. Kendinizin değerini bilin! Emrah Ateş Instagram: hikayeadami Twitter: hikayeadami

Canım Kardeşim Neredesin

Resim
Canım Kardeşim Neredesin Ben hayatı hep sevdiğim müziklerin içinde yaşadım. Mesela bir köşe başında sevdiğim kadını bekliyorsam, kafamın içinde Yeditepe İstanbul dizisindeki Yusuf’un, Olcay’ı gördüğünde dizide çalmaya başlayan müzik çalar. Birden bire mahallenin serserisi Yusuf oluveririm. Uzun yol otobüsleri benim için Cahit Berkay’dır hep. Kısa süren yolculuklarda ise Erkan Oğur’un enstrümantalleriyken, şiir okuduğumda Metin- Kemal Kahraman’ın melodileri düşer aklıma. Bir ölüm haberi alsam Neşet Ertaş’tan Yalan Dünya dökülür dilimden. İşte hayatı böyle yaşayan biriyseniz izlediğiniz filmlerde sizin için çok değerli olmaya başlar. Kötü filmlere tahammül edemezsiniz. Canım Kardeşim filmi Türk Sinemasında başyapıt oluşunu korurken bundaki en büyük neden Cahit Oben’in unutulmaz müziğidir. Kahraman’ın hüzünlü bakışları, geçirdiği hastalık, ailenin çektiği çile acıtır canını ama Cahit Oben’in müziği de buna dâhil olduğunda acı artık bambaşka bir boyuta ulaşır. Seni alıp yüksek b...

Ruhunuzdan daha temiz!

Resim
Bilhassa plaza çalışanlarında görmüş olduğum bir durum var;(plaza ve kurumsal firmalarda statü sahibi çalışan sayılarının yüksek olması; bu durumun statü egosunu ön plana çıkarması ve kişilerin bunu kişisel yaşantısına da bulaştırmasından dolayı bu örneği vereceğim) Misal, lokantada yemek yerken yere çatal düşse, yenisi gelene kadar yerden almayan tipler bunlar. Niye, çünkü garson diye bir şey var. Ne yazık ki birçok insan özellikle hizmet sektöründe çalışanlara saygı duymayı p "paranın karşılığı" adı altında çalışanı sömürüyor. Bunu yalnızca işveren işçiye yapmıyor. Müşteri de tedarikçiye yapıyor. Bir mimara duyulan saygı binanın inşaatındaki duvar ustasına duyulmuyor mesela. Çünkü, mavi yaka denilen işçi sınıfının bunu hak etmediğini, tenezzül edilmemesi gerekilen hatta mesafeli durulması gerekilen bireyler olduğuna inanılıyor. Oysa emek zincirinde onlar da halkanın bir parçası. Hatta en önemli parçası. Geçenlerde bir arkadaşım çalıştığı şirkette(!) şöyle bir olay y...

Çay soğur, kitap soğumaz

Makarnanın porsiyonuna 20-25 lira para verip 1 kitaba yahut edebiyat dergisine 10 lirayı çok görmemelisin bence. Taksim’e çıkıyorsun misal, gir Aslıhan Pasajına, orada 3 liraya bile kitap bulursun güzel kardeşim. Dışarıda çayın bardağı minimum 3 lira zaten. Üstelik çayın ömrü iki dakika iken kitabın ömrü sen okuduktan sonra senin yaşın kadar.  unutmadan, çay soğur kitap soğumaz! Bahaneleri bir kenara bırakın. Evet, çok pahalıya kitap yok mu? Var. Lakin neye göre pahalı? Bunu neyle kıyasladığınıza bağlı… sigara yemek kıyafet alkol Ucuz olan hiçbir şey yokken ve sen her şeye bu kadar çok para harcarken, en son edeceğin laf kitaplar olması lazım. Şimdi o üzerindeki tommy t-shirti ve cebindeki iphone telefonu yavaşça masanın üzerineki starbucks içeceğinin yanina bırak.  Emrah Ateş twitter: hikayeadami instagram: hikayeadami 

Ben Yazarım Yazmasına da Zaman Buna Müsait Değil

ilknot; Bu yazı ZİNE E-DERGİ’nin ikinci sayısında yayınlanmıştır. Derginin linkini en alta ekliyorum. Dergideki en kötü yazı, benim yazım. Diğer arkadaşlar öyle güzel yazıyor ki… ,,,,,, Ben yazmasına yazarım da, zaman buna müsait değil ( Ali Lidar’a gönderme içermez ) Son günlerde en çok düşündüğüm şey çalışmanın edebiyat hayatındaki yeri. İlk kitabımı çıkardığım zamanı hayatımda bir milat sayarsam eğer ( malum en büyük hayalimi gerçekleştirdim ) milattan önce okuduğum kitapları yeniden okumaya başladım son günlerde. Çünkü o yaşlara ait olan düşüncelerim şimdikilerle bir değil. Kendi hayatımdaki büyük evrimi görmek için kitaplar yeterliymiş meğer. Bunun farkına vardım. Misal, Bundan 10 yıl önce okuduğumda en çok sevdiğim Sabahattin Ali eseri; Kürk Mantolu Madonna idi. İçimizdeki Şeytan’ı da okumuştum ama Kürk Mantolu Madonna ağır basmıştı o zamanlar. Şimdiyse durum bunun tam tersi. Kitap içeriklerine baktığım zaman kendimde şunu görüyorum; o zamanki algım daha duygusa...

-Bir Güzel Hoca(ydı)

Resim
Halil Serkan Öz’ü bilmeyeniniz var mı? Vardır elbet. Anlatayım. Niye mi? Çünkü hepimizin, büyük kahramanların gölgesinden geçtiğimizi bilmeye ihtiyacı var. Serkan Hoca, Yalova Termal Fen Lisesi’nde matematik öğretmeniydi. “Öğretmeniydi” diyorum, öldü çünkü! Kış mevsiminin bir kenara çekilip yerini çiçeklere bırakacağı zamandı. Nisan ayıydı… Öldüğünü birdenbire duyunca yüreğinize oturdu değil mi? Ölüm işte böyle acı bir şeydir; okurken bile insanın etine iğne batırır. İnsan, işte bu yüzden kendi vicdanı ile hesaplaşmasını ölümler üzerinden yapar. Halil Serkan Öz Tubitak ödüllü bir öğretmendi. Öğrencileriyle çok iyi anlaşan; güleç yüzlü ve eğitimin yalnızca müfredat denen dayatılmış kurallara bağlı olmadığını bilen ve bunu hayatında uygulayan bir öğretmen(di) geçmiş zaman ölümle sonuçlanınca, kip’ler; taşa dönüşüyor sanki.. Yalova Valisi, okul teftişine gittiğinde Serkan Hoca’nın kılık kıyafetiyle alakalı azarlamış öğrencilerinin önünde. Bakın belki bunda ne var diyeceksiniz. ...