Kayıtlar

Davetsiz Misafir

Genelde uzun süre girmediğim bir eve girdiğimde hissederim; o evin dinlencesini bölmüşüm gibi olur; tozlanmasın diye üstü örtülen bardaklar, bozulmasın diye üstüne pike çekilmiş televizyon... Sanki uykusu bölünmüş bir çocuk gibidir. Çeşmeyi açarsın, canı yanarcasına bağırır ilkin, akmaya alışana kadar çığlık atar. Ne bileyim, yazmak insanı delirtiyor dedikleri bu olsa gerek. Deliriyorum...

emrah ateş

Ali'ye Açık Mektup

Resim
Kendi gölgemizde kayboluyoruz Ali Kardeş Sen öldüğünden beri her şeye tutumumuz değişti. Gaddar olduk. Dur darılma hemen. Kızma da. Olmamız gerekiyor artık. Gerçekler acı Ali.  Gülüşünün altındaki o acıklı öyküyü hepimiz biliyoruz. Ne kadar şansız olduğunu biliyoruz. Ekmek satan adamlara “vurmayın” dedin vurdular Ali. Ekmek satıyorlar lan ekmek! Nimet lan bu. Nasıl yaptılar bunu sana?  En zor meslek olan doktorluğu bile sırf parası iyidir diye yapan, Allah’ı olduğunu iddia eden ama Hipokrat Allah’sız diye, verdiği yemini tutmayan bir doktora denk geldin bu koca dünyada.Bir insan nasıl bu kadar vicdansız olabilir?  Bu dünyada güzel türküler söyledik ve sakin durduk da ne oldu be Ali. Kimse ölmesin diye, insanlar nefes alsın istedik de ne oldu? Baktık ki herkes devlet, devlet bencil, devlet öldürüyor, kimse kimsenin umurunda değil Ali anlayacağın.  Sen yine de bizi boş ver. Bizden bir cacık olmaz. Senin hakkını arayan çocukların terorist olarak ilan edildiği bir ülkenin çocuklarıyız bi…

Yanlış Meslekler Seçiyoruz

Biz en büyük hatayı kendi kariyer planlarımızı yaparken, daha doğrusu yapamazken yaptık. Aşçı olabilecekken gidip afili meslek gruplarına kendimizi adadık. Hayatımızı hep büyük şehirlerde geçirecekmiş gibi planlıyoruz. Sonra da büyük şehirlerden sıkılınca küçük şehirlerde yaşamamıza yetmiyor üzerimize giydirilen meslek… Sen, sosyal medya uzmanı iken, insan kaynaklarında işe alımcı iken, otomasyoncuyken ya da ne bileyim buna benzer işler yaparken, Muğla’nın bir ilçesinde nasıl hayatına devam edeceksin?

Bizi tarlamızdan, ekmeğimizden, mahrum koyan düzene küfretmek lazım aslında. Doymak için paraya mecbur bırakan bu düzeni… Hepimiz büyük şehirlere sıkışıp kalmışız. Herkes o kadar mutsuz ki bunun farkında bile değiller. Yıllardır bu şehirde kurtulmaya çalışıyorum ama başaramıyorum. Ben o berber dükkanındaki çıraklığımı hiç bırakmayacaktım.
Yanlış yaptım. Emrah Ateş
instagram: zekocannn
twitter: zekocann

Aşina Değiliz

Resim
AŞİNA DEĞİLİZ Telefonu açtığı anda sesini duymayı beklemeden konuşmaya başladım; “Lan niye açmıyorsun telefonu? Sabahtan beri seni arıyorum; iki kelimelik derdimiz var anlatalım dedik onda da ulaşamıyoruz sana. Kullanmayacaksan niye aldın bu sıçtımının telefonunu!” Konuşmamı buz gibi bir ses tonuyla böldü; “Babam öldü!“ Yürüyerek sürdürdüğüm telefon konuşmama olduğum yerde çakılı bir şekilde durarak ve susarak devam ettim. Neye şaşırsaydım acaba, babasının öldüğüne mi yoksa bunu bu kadar rahat söylediğine mi? Yüzümdeki gereksiz gülümseme gitmiş yerini ziyadesiyle gerekli bir mahcubiyete bırakmıştı. İki kere yutkunduktan sonra ‘’Neredesin şu an?’’ diye sordum “Hayat Meyhanesi'ne gel” dedi. Yolda bir anda aklım başıma geldi. Ersin’in babası zaten yıllar önce ölmüştü. Birden öyle babasının öldüğünden bahsedince aklım çıktı tabi, zaman kavramım kaydı; anlayamadım. Peki o halde neden öyle bir şey dedi bana? Sinirlerim tepeme çıkmıştı. Meyhanenin sokağına girerken “Böyle şaka mı olur?”…

Adı Sidi ama C ile yazılıyor Cidi diye

Resim
Vizontele’nin ilk çıktığı zamanı hatırlıyorum da, korsan cdler meshurdu o zaman. Herkesin evinde degil bilgisayar Vcd Player bile zor olurdu. Ablam almıştı bir tane ondan; senetle. Böyle kredi kartları da yok tabi cart curt alamıyorsun hiçbir şeyi. Belki de güzel olan oydu, daha az borçlanıyordu insan.   Bizim dayıoğlu Sefaköy’de korsan cd satardı, sonra telefon işine girdi, daha sonra da kaçak sigara derken büyüttü isleri dükkan açtı kendine. Velhasıl ondan aldığımız Vizontele cdsini takar takar izlerdik deli gibi. Ben sırf Vizontele’yi izleyebilmek için sürekli ablamlara gider kalırdım. Bir dizinin yeni bölümü gibi izlerdik her defasında. Birazdan güleceğimizi bildiğimiz halde yine de gülerdik malum sahnelerde. Şaşırmamaya şaşırıyorduk en fazla ama mutluyduk bu durumdan. Ben annemi sürekli “ anne duvarı yıkmışlar” diye kandırır, annem de her defasında ağıt yakmaya hazır bir kadın edasıyla elini kafasına götürür “booo hangi duvarı yıkmışlar” diye sorardı. “Hadi duvarı yıktız bari pi…
Aşkın en güzel tanımını  Proust yapmıştır arkadaşlar;

“Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geriye dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir.”

Can Yücel ‘e bir üniversitede öğrencinin biri soru sorar; “Neden okuduğumuz bütün şairler erkek?
kadınlardan iyi şair çıkmaz mı?” diye Can Yücel şöyle cevap verir: “Biz şiiri sikimizle mi yazıyoruz,
ne bileyim ben…”