Aşina Değiliz



AŞİNA DEĞİLİZ
Telefonu açtığı anda sesini duymayı beklemeden konuşmaya başladım;
“Lan niye açmıyorsun telefonu? Sabahtan beri seni arıyorum; iki kelimelik derdimiz var anlatalım dedik onda da ulaşamıyoruz sana. Kullanmayacaksan niye aldın bu sıçtımının telefonunu!”
Konuşmamı buz gibi bir ses tonuyla böldü;
“Babam öldü!“
Yürüyerek sürdürdüğüm telefon konuşmama olduğum yerde çakılı bir şekilde durarak ve susarak devam ettim. Neye şaşırsaydım acaba, babasının öldüğüne mi yoksa bunu bu kadar rahat söylediğine mi? Yüzümdeki gereksiz gülümseme gitmiş yerini ziyadesiyle gerekli bir mahcubiyete bırakmıştı. İki kere yutkunduktan sonra ‘’Neredesin şu an?’’ diye sordum
“Hayat Meyhanesi'ne gel” dedi.
Yolda bir anda aklım başıma geldi. Ersin’in babası zaten yıllar önce ölmüştü. Birden öyle babasının öldüğünden bahsedince aklım çıktı tabi, zaman kavramım kaydı; anlayamadım. Peki o halde neden öyle bir şey dedi bana? Sinirlerim tepeme çıkmıştı. Meyhanenin sokağına girerken “Böyle şaka mı olur?” diye söylenmeye başladım kendi kendime. Hayat’ın kapısından içeri kızgın kızgın girdiğimde Ersin’in duvardaki “Kuruluş 1979” yazısının önünde duran masada tek başına rakısını içerken görünce ( hem de mezesiz ) gerçekten bir sorun olduğunu anladım. Ersin mezesiz asla içmezdi çünkü.
Yanına oturdum. Direkt uzatmadan pervasız bir şekilde konuya girdim. Ne olursa olsun kızgındım çünkü.
 “Ya kardeşim kızma ama ben mi yanlış hatırlıyorum. Zekeriya Amca zaten 12 yıl önce ölmedi mi?
“Bugün babam ikinci kez öldü” diye söze girdi
“Nasıl olur?” dedim.
“İnsan hayatı avuntularla doluymuş meğerse” dedi. Ben bunca yıl bir şekilde babamdan bana kalan şeylerle yaşıyormuşum oğlum. Ondan kalan yadigar anamla, aynı kanı taşıdığım kardeşlerimle, onun Fenerbahçe'li tarağıyla, sevdiği türkülerle yaşıyormuşum. Hani sen her televizyonda gördüğünde ‘la nasıl da babana benziyor bu adam’ dediğin kişi öldü bugün. Son avuntum da gitti anlayacağın. Son liman, son kale, son coğrafya…
“Hoppala, o nasıl muhabbet oğlum.?”
“Haberleri izlemedin mi bugün hiç?”
“Hayır izlemedim. Tüm gün işlerle boğuştum durdum. Niye ne vardı ki haberlerde?“
“Neşet Ertaş öldü!”
Bunları söylerken gözleri ağlamaklıydı. Gözlerine bakınca 12 sene önce cenazede gördüğüm o gözleri tekrar gördüm. Meyhaneci Hilmi Abiye seslenip
“Abi bana da bir bardak getir.” dedim.
“Meze ister misin?” diye sordu. “Kalsın” dedim. “Bugün acımız rakımızdan daha büyük.”
“Sen niye beni aramıştın o kadar” diye sordu
“Siktir et, fani işler” dedim.
Birden fark ettim, meyhanenin hoparlöründe Ahirim Sensin çalıyordu.
Emrah Ateş/ sefaköy
25 Eylül  2012- 2015
Emrah Ateş
twitter: hikayeadami
instagram: hikayeadami

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atilla değil Attila İlhan

Kars- Cemal Süreya'nın Kaleminden...

Nesnesel Değerler ve Bir Teşekkür Yazısı