Kayıtlar

dergi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tamer Yiğit'in kız kaçırma mevzusu

Resim
ilknot: Bu yazı Kaybolandefterler/Zine (e-dergi) nin 4. sayısında yayınlanmıştır En öndeki adamın adı Tamer Yiğit. Soyadı gibi Yiğit bir adam. İnternette biraz bakın görürsünüz, Kenan İmirzalıoğlu’ymuş, Burak Özçivit’miş falan palavra. Akabinde hemen gerisinde duran İzzet Abi. İzzet Günay. Yanındaki de tabii ki sultanımız Türkan Şoray… Bu karenin olduğu filmin adı “Çalınan Aşk” diye geçiyor Yeşilçam tarihimizde. Hatta Türkan Şoray’ın iki farklı karakterde oynadığı ender filmlerden biridir. Dahası, Sadri Alışık da filmde kötü adam karakterinde. Biraz ezber bozan bir film anlayacağınız. Gerçi beceremiyor kötü adam rolü yapmayı. O ne yaparsa yapsın benim için Balıkçı Kazımdır her zaman. Başka ne oynasa bir beden büyük gömlek gibi kalıyor üstünde. Esas mevzuya gelecek olursak eğer, Tamer Yiğit rahmetli babamın eski bir arkadaşı olur. Babam Küçükçekmece’deat arabası ile meyve satarmış eskiden. Otomobiller hakgetire tabii o zamanlar. Babam o kadar çok pa...

SONRA

Resim
Annem'e... Sonra; Doktor gelir, O’nun öldüğünü söyler. Ani bir şok geçirir ve ağlamaya başlarsın; etrafındaki kadınlar bayılmaya başlar, onlarla ilgilenirsin; Ailenin erkeği sen olduğun için (varsayım) önce birinci derece akrabaları arayıp tek tek telefonda O’nun ölüm haberini verirsin. Karşı taraftan fenalaşma sesleri, bazen de saçma sorular gelir. “Ciddi misin sen, şaka mı bu?” diye sorarlar, sanki ölümün şakası olurmuş gibi. İşte tam da o an anlarsın insanın içinde gizli kalan umudu. Kötü olan her şeyin bir şakanın ardında yok olacağını zannediyor insan böyle zamanlarda. Oysa her şakada bile bir gerçek payı varken, gerçekler nasıl bir şakaya bürünsün ki?   Haber vereceğin kişiler nedense hiç bitmez. Elindeki telefonun rehberindeki isimlerin çokluğuna şaşırırsın. Bu kadar çok arkadaşın olduğuna, akraban olduğuna, O’nun çevresi olduğuna… Bir düğüne çağırılacak insandan daha çoktur genelde bir cenazeye çağırılacak insanlar. Senin telefonla aramaların sürerken, seni a...

OĞUZCUĞUM ATAY

Resim
Yazan: Emrah Ateş Ne zaman edebiyattan konuşmaya başlasak insanlara sevdiği yazarları soruyorum. Hani derler ya (belki de demezler) “bana sevdiğin yazarı söyle sana kim olduğunu söyleyeyim,” diye, ben de bunun üzerinden eleştiriler yapıyorum insanlara. Lakin gelin görün ki ya ben kendimi anlatamıyorum yahut insanlar beni anlamak istemiyor. İsterim ki, bu defa da konuşmak yerine yazarak anlatayım derdimi; belki benimle aynı düşünen birileri vardır diye. Bu sebeple açık konuşacağım; hem de çok açık. Hiçbir yazarı layıkıyla sevmeyi başaramıyoruz. Ya ondan bihaberiz, ya da ona bir magazin unsuruymuş gibi davranıyoruz. Bizim ülkemizde bu var biliyorsunuz, konu ne olursa olsun onun magazin kısmıyla ilgileniriz. Bizden birinin Nobel’i kazanması önemli değildir, ama Nobel’i kazanan adam karısından boşanırsa iş değişir. Son yıllarda bilhassa sosyal medya etkisiyle kitap paylaşım (bakın okuma demiyorum) sayısı çok arttı ve listenin başını Oğuz Atay çekiyor. Hadi en azından Cemal Sürey...