Kayıtlar

babam etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Büyümek cesaret ister

Çocukluğumuzdan beri gittiğimiz bir park var. Gerçi eskisi kadar gitmiyoruz artık ama hala yıkılmadı duruyor öyle bizim mahallede. Sonra o parkın tam ortasında, hep top oynamak için kullandığımız bir alanın yanında Atatürk büstü var. Ama önce bir duvar, heykelde onun üstünde. Küçükken tırmanabildiğim en yüksek yer orasıydı. Sonra bir gün babam öldüğünde yine kendimi oraya tırmanırken buldum. Ulan babam ölmüş, ortalık kıyamet, ben koşa koşa evden kaçmışım. Korku insana böyle tuhaf şeyler yaptırır işte. Sanırım o yükseklik beni güvende hissettiriyordu. Gerçi tüm arkadaşlarım atlardı oradan ben hiç atlayamazdım. Yakın zamana dönelim. Geçen hafta iki üç arkadaş oturmuş çekirdek çitleyip çocukluğumuzdan dem vururken, o büstten atlayamamam geldi aklıma. Sonra dedim ki; '' tolga al eline makinayı, büyümek cesaret ister'' Lan iyi böyle afilli konuşuyorum da ne halt edicem değil mi? Bir hışımla tırmandım heykelin yanına. Oradan aşağıya bakarken, ulan diyorum kısacık...

Eski Zamanlarda Fotoğraf

Resim
Neden hep eskiler daha bir güzel gelir insanın gözüne? Çünkü hep birşeyler çoğalacak ve hep birşeyler az kalıcak eskide. Yeşillik azalıcak binalar çoğalıcak misal. O yüzden Eski İstanbul resimleri insanın gözüne güzel gelicek. İnsanlar çoğalıcak en basiti. Kalabalıktan bıkacağız zamanla. Sevdiklerimiz gidecek sevmediklerimiz çoğalacak. Bu yüzden hergün bir öncekini aratacak... Sene 1991-92 falandır sanırım. Eh o zaman fotoğraf makinesi sahip olmak lüks iş. Fotoğraf çektirmek bir ömür kalsın diye yapılan bir amaç. Sırf bu yüzden belli ki ma'aile hepimiz bir nevi giymişiz bayramlıklarımızı. Gerçi o gün bayram mı değil mi onu da bilmiyorum. Bu günleri tam hatırlayan biri yok ailede. Ama solda cıgarasıyla babam durur. Annemi almış kalp tarafına. Küçük kızını avucunun içiyle sevmeyi, sever. Ablam dünyanın en güzel kızıdır çocukluğumun. Abim desen zaten şaklabanın teki, şimdi bile aynı. Ben mi ? şaşkınım işte her zamanki gibi... Emrah Ateş

karpuz ve rakı kokusu

Televizyonun karşısında babam. Babamın önünde kırmızı ufak bir masa. Babam ufak bir tabureye oturmuş. Tabure beyaz. Kırmızı masanın üzerinde babamın rakı bardağı. İçi dolu. Babamın eli rakı bardağında. Bardak babamın ağzına yönelir. İçine çeker o beyaz acımsı suyu. Sonra sağ elinin tersiyle ağzını siler bir tane de karpuz atardı ağzına. Babamın çalışmaktan çatlamış elleri- alnı geniş- alnında çizgiler- saçları ak, geriye doğru - saçları sık sık... Televizyonda o an Kemal Sunal’ın filmi vardır büyük ihtimal. Onun filminin olduğu gün çok mutlu olurdu. Çok gülerdi o adama. Bir gün evine eşya taşıdığını ve karısıyla tanıştığını anlatırdı hep. Çok dert yanardı Kemal Sunal ile tanışamadığına. Sigaradan sararmış devrimci bıyıkları rakı ve karpuz kokardı. Öpmesinden bilirdim. Ama karpuzu ben çok sevdiğim için alırdı. Yoksa eminim ki kavun alsa daha iyi giderdi rakıyla. Çok da iyi karpuz seçerdi. Bıçağı batırdığı gibi yarılırdı ortadan. İlk parçayı her zaman ben tadardım. ‘’ Nasıl tatlı mı ?...

Çocukken inandığım şeyler

vesselam sağolsun yine mimlemiş beni mim kadrosunda var olmak benim için sevindirici bir durum blog aleminde hiç olmazsa biraz atraksiyon oluyor. insanlar birbirleri hakkında merak ettiklerini şu mim olayı sayesinde biraz daha öğreniyor sanırım mim sorusu Ben Küçükken .... Sanıyordum ! Hepimizin Küçük Yaşlarda İnandığımız Saçmalıklar Vardır.. Fazla Şeyler Yazmamıza Gerek Yok 3 Tane Yada 5 Tane Yazsak Kafidir :) demiş ben bu soruyu yine egzantirik cevaplarımı birkaç öykü halinde vereyim 1- radyo ufacıkken kendim gibi ufacık bir radyo vardı evde. kocaman vitrinin içinde pek de afilli olmayan, tek kaset çalma yeri olan birşey. ve annem her ev kadını gibi onun üstüne de örmüştü bir dantel. ve ben radyonun içinde hep birileri var zannederdim. yani karınca kadar insanlar radyonun içinde sırayla şarkı söylüyo zannediyordum 2- televizyondaki öpüşme sahneleri yalnız sanata çok saygılı ve düşkün bir toplum olduğumuzu belirtmeliyim. çünkü bizi hep çocukken öpüşme sahnelerinde - yo...

seksenlerin sonlarında doğduysanız

Büyümek zor iş. Hele ki benim gibi seksenlerin sonlarında doğduysanız yani aile kavramının, gençlik kavramnının, aşk kavramının gerçekten de değişik olduğu zamanlarda doğup büyüdüyseniz, hayat sizin için hala çok gariptir. -Aile çay bahçesi yazdığında kapıda, yalnız gelsem almazlar sanırdım çocukken- der: Zeki Kayhan Coşkun. Çok da doğru der bence. Ki ben Allah-tan sonra en çok babadan korkulan, gece geç vakitte gelirsem kırılacak bir çok kemik korkusuyla dışarda duramayan, bir aile yaşantısının içinde büyüdüm.. Ama babam büyük adamdır çok taktir ederim. Çünkü hiçbir vakit; boğazımızdan lokmamız,ı başımızdan çatımızı eksik etmemiştir. Allah razı olsun... Çocukken bana hiç şort giydirmemiştir mesela. Yaşıtlarım şort giydiğinde ben pantolonla gezerdim. Babam da her şort giyme isteğim karşısında -ne lan o bacakların kız gibi meydanda- der, izin vermezdi. Oysa ki benim yaramazlığımdan, sürekli düşüp biryerlerimi kanatmamdan dolayı, çıplak etim direk düşünce betonla temas etmesin, bari...

Neden mi Asker Eğlencesi Yapmadım!

Neden mi Asker Eğlencesi Yapmıyorum ? Bunun temeli aslında bundan 7-8 sene öncesine kadar dayanır. Ortanca abim askere giderken ben ufaktım ama lastikçide çalışıyordum. Okul zamanları ne zaman boş kalsam yahut yaz tatillerinde, evimizin hemen dibindeki lastikçide araba lastiği tamir ederdim. İşte o zamanlar ortanca abim askere gitmişti. Bir iki araba konvoyu vardı o kadar. Halaylı çalgılı bir eğlence yapılmamıştı. İşte o zamanlar babam dönüp bana şunu demişti; '' seni davul zurna ile uğurlayacağım''... Sonra ondan 2 sene sonrası. 17 Mayıs 2003 Cuma. Babamın vefat ediş tarihi. Şimdi düşünüyorum da asker eğlencesi yapsam ne olacak ? Ve sırf sonunda böyle demek için mi davul zurna ile gidicem. Malum zurnayla gidip tabutla dönmekte var. Tamam, vatan borcu, eyvallah.... Ama uğurlama olayı beni bozar. Hem 15 ay bir dünya erkeğin içinde kalıcam diye eğlence mi olur yahu :) Hepsinden öte halaya tutuşurken eminim babamın elini arıcam. Otogar da camdan el sallarken babamı...

Babam Derdi ki

Yaşayacaksın oğul! yaşayacaksın bir ağaç gibi, dimdik! Zamanı gelecek bir rüzgarda yaprakların dökülecek Zamanı gelecek güneş açacak yeşereceksin ta ki gelip biri seni söker kökünden alır işte o vakit ölürsün oğul... Ki ağaçların ölüleri, başka yerlerde can bulur. Örneğin; kağıtta, kalemde, kulübede... Birinin ocağına ateş olursun, ya da yemek yediği masası. Ev olursun, eşya olursun, Yine de can bulursun. İşte bu yüzdendir ki oğul, bir parçan kalsın istiyorsan biryerlerde; Yaşayacaksın bir ağaç gibi, dimdik! Emrah Ateş ( 2009 ) Sbah namazlarından sonra baba eli öpülmeden geçen 6 yıl. Sizin için halen bir şey ifade eder mi bilmem ama, bayramlar renkli, krepon bir hatıra halen benim için... Hepinize iyi bayramlar...