Kayıtlar

Boyayalım Abilerrrr

Resim
Öğlenleri çalıştığım şirketin yakınlarında kahve var. Bazen işler çok müsait olduğunda öğle paydosumuzu orada değerlendirir, ikişer lahmacun söyler, okey oynarız. Hem oyunu oynarak hem de yemek yiyerek vicdanımızı rahatlatır, etik ahlak kurallarımıza uyduğumuzu düşünür ve iki işi aynı anda yapabilmenin karlılık payı ile övünürüz. ( orada bir yerde şapkalı a harfi var ) Dün kahveye gittiğimizde elinde lastik terlikleri ile bir çocuk geldi ” boyayayım mı abi” diyerek. Bakın dışarıda geçse mevzu boyatmam o ayakkabıyı. Mesleğe saygısızlıktan değil, insana saygıdan. İnsanların benden daha alçakta durup ayakkabılarımı ayakkabım ayağımdayken boyamasına hiç gerek yok.  Ben o kadar değerli değilim!  Yanına giderim, onunla aynı kaldırıma oturur, giyerim terliklerimi öyle boyatırım. o da mutlu olur ben de. İki de muhabbet ederiz. Mis. Aynı sorunu gittiğim lokantalarda da yaşıyorum. Yemek yemeye gidiyorsun, vale midir nedir öyle bir sistem var, geliyor adamın biri açıyor ...

Çay soğur, kitap soğumaz

Makarnanın porsiyonuna 20-25 lira para verip 1 kitaba yahut edebiyat dergisine 10 lirayı çok görmemelisin bence. Taksim’e çıkıyorsun misal, gir Aslıhan Pasajına, orada 3 liraya bile kitap bulursun güzel kardeşim. Dışarıda çayın bardağı minimum 3 lira zaten. Üstelik çayın ömrü iki dakika iken kitabın ömrü sen okuduktan sonra senin yaşın kadar.  unutmadan, çay soğur kitap soğumaz! Bahaneleri bir kenara bırakın. Evet, çok pahalıya kitap yok mu? Var. Lakin neye göre pahalı? Bunu neyle kıyasladığınıza bağlı… sigara yemek kıyafet alkol Ucuz olan hiçbir şey yokken ve sen her şeye bu kadar çok para harcarken, en son edeceğin laf kitaplar olması lazım. Şimdi o üzerindeki tommy t-shirti ve cebindeki iphone telefonu yavaşça masanın üzerineki starbucks içeceğinin yanina bırak.  Emrah Ateş twitter: hikayeadami instagram: hikayeadami 

Her Şey Sermaye İçin

Bir çok insana göre dilencilere bakış açım benim daha değişik. Çünkü bana kalırsa dilenmek dünyanın en zor işlerinden biri. Yani “elin kolun var git çalış” diyoruz ya, çalışıyor aslında. Bir  vicdan-ı sömürü sektörü ne bağlı bir iş koludur dilencilik. Ve bu işte başarılı olan kişiler değişik taktikler uygular. hastane raporu- ölümcül hasta sakat numarası- ya da gerçekten sakat bir şeyler satar gibi yapmak- ama satmamak Bana kalırsa sevgilisiyle otururken zorla çiçek satmaya çalışan teyzelerdense dilenmek daha iyi. En azından para vermeyince beddua edip gidiyorlar. Ve abicim çiçekçiler genelde yanındaki sevgilin değilse geliyorlar. İnsana durduk yere kendi akrabasıyla ya da arkadaşıyla aşk başlatmaya çalışıyorlar. Ayıp yahu. Bir keresinde kızlı erkekli bir masada oturuyoruz, çiçekçi geldi; sağımda bir kız solumda bir erkek var. Direk bana geldi ha, çünkü insanların gözlerinin içine bakarak konuşuyorum sürekli. Kadının gözünün içine gülümseyerek “yok ablacım burada herkes a...

Anı Koleksiyoncusu

Resim
Neden hep eskiler daha güzel gelir insanın gözüne ? Çünkü hep bir şeyler çoğalacak ve hep bir şeyler az kalacak eskide. Az olan değerlidir arkadaşlar! Yeşillik azalacak, binalar çoğalacak misal. O yüzden eski İstanbul resimleri insanın gözüne güzel gelecek. Bu boktan İstanbul’un halini bile arayacak ileride çocuklarımız. Soğuk sitelerinde elinde tabletle torunlarımız büyürken, şuan Galata’ya yapılan iğrenç uzay çağı köprüsünden geçen trene binip, starbuckstan kahve içmeye gidecekler. Her şey çoğalacak; biz çoğalıyoruz en basiti. Yıllardır başımızdan gitmeyen politikacılar 3 çocuk 4 çocuk diye kendi tabanlarına baskı yaparken, kalabalıktan bıkacağız zamanla. Sevdiklerimiz ölüp gidecek sevmediklerimiz çoğalacak. Bu yüzden her gün bir öncekini, her gelen de gideni aratacak… O yüzden fırsat buldukça sürekli resim çekerek bir yerlere depoluyorum. Çünkü zaman geçer, anılar baki kalır. Hepimiz eskiyeceğiz. Benim çocuğumun benim gibi ”keşke babamın daha çok fotoğrafı olsaydı” demesini...

Çok "ŞIK" adamlar

Resim
Tartışmasız Türk Sinemasının en yakışıklı adamı. Ayhan Abi, abimiz… Sadri Abimiz, oynadığı her filmde bizden biri olmayı başarmış adam. Romantizmin ve delikanlılığın vücud bulmuş hali. Serseriliği, rakıyı, türk sanat musikisini ve kadınları bize sevdiren adam. Türk sinemasının 80 yıllarının, babalarımızın abilerimizin adamları. Ölseler de hala var olan ve var olmaya devam edecek adamlar. Ne zaman canım sıkılsa kendimi türk sinemasının siyah beyazlığının içine kaptırır, “ ulan kalmadı böyle aşklar be ” diyerek filmin sonunu getiririm. Sonra bir film daha, bir film daha… Ta ki fakir çocuk filmin sonunda mutlu olana kadar… Şimdi yeni bir hikaye yazıyorum. Adı “lütfen bu bahsi kapatalım” Kendimi Sadri ve Ayhan Abi'nin yerine koyup bir meyhane sahnesi yazacağım. Bakalım becerebilecek miyim? Bir not: Ayhan Işık'ın Sadri Alışık ile çok yüksek boyutta bir arkadaşlığı vardı. Mevlana ile Şems gibi yani. Yediklleri içtikleri ayrı gitmezdi. Ayhan Işık geçirdiği beyin kana...

YOL

Hayatın Dışında Yaşayanlar Kendimi bu hayatın çok dışında hissediyorum. Sabah işe gelirken yolda ölmüş bir köpek gördüm ve bu beni mahvetti. Sanki tanıdık bir akrabam ölmüş gibi oldum. Bir katil gibi hissettim kendimi. Çaresiz hissettim. Arabayla o görüntünün yanından geçip giderken yol akmamış gibi hissettim. Sanki araç cenaze yerine gidiyormuş gibi oldu  Çocukluğu benim gibi sokak köpeklerini besleyen insanlar bilir. Yolda gördüğü her köpeğe “geh geh geh” diye seslenip ellerini dizlerinin üstüne vuranlar bilir. Yedikleri yemeğin kalanını çöpe değil de duvar kenarlarına bırakan ufak çocuklar bilir hissettiğimi. Ayrıca ben kendimi köpek gibi hissediyorum, olamaz mı? Ne farkımız var? Kuyruğumuz dikken insanlar kaçıyor, kuyruğumuzu sallarsak seviyorlar bizi.  Bugün kendinize bir iyilik yapın. Ne demiş Sadri Abi, sokak köpeklerine selam vermek demek, adam olmaya çeyrek var demektir. Emrah Ateş twitter: hikayeadami instagram: hikayeadami 

Ben Yazarım Yazmasına da Zaman Buna Müsait Değil

ilknot; Bu yazı ZİNE E-DERGİ’nin ikinci sayısında yayınlanmıştır. Derginin linkini en alta ekliyorum. Dergideki en kötü yazı, benim yazım. Diğer arkadaşlar öyle güzel yazıyor ki… ,,,,,, Ben yazmasına yazarım da, zaman buna müsait değil ( Ali Lidar’a gönderme içermez ) Son günlerde en çok düşündüğüm şey çalışmanın edebiyat hayatındaki yeri. İlk kitabımı çıkardığım zamanı hayatımda bir milat sayarsam eğer ( malum en büyük hayalimi gerçekleştirdim ) milattan önce okuduğum kitapları yeniden okumaya başladım son günlerde. Çünkü o yaşlara ait olan düşüncelerim şimdikilerle bir değil. Kendi hayatımdaki büyük evrimi görmek için kitaplar yeterliymiş meğer. Bunun farkına vardım. Misal, Bundan 10 yıl önce okuduğumda en çok sevdiğim Sabahattin Ali eseri; Kürk Mantolu Madonna idi. İçimizdeki Şeytan’ı da okumuştum ama Kürk Mantolu Madonna ağır basmıştı o zamanlar. Şimdiyse durum bunun tam tersi. Kitap içeriklerine baktığım zaman kendimde şunu görüyorum; o zamanki algım daha duygusa...