Kayıtlar

Eski Zamanlarda Fotoğraf

Resim
Neden hep eskiler daha bir güzel gelir insanın gözüne? Çünkü hep birşeyler çoğalacak ve hep birşeyler az kalıcak eskide. Yeşillik azalıcak binalar çoğalıcak misal. O yüzden Eski İstanbul resimleri insanın gözüne güzel gelicek. İnsanlar çoğalıcak en basiti. Kalabalıktan bıkacağız zamanla. Sevdiklerimiz gidecek sevmediklerimiz çoğalacak. Bu yüzden hergün bir öncekini aratacak... Sene 1991-92 falandır sanırım. Eh o zaman fotoğraf makinesi sahip olmak lüks iş. Fotoğraf çektirmek bir ömür kalsın diye yapılan bir amaç. Sırf bu yüzden belli ki ma'aile hepimiz bir nevi giymişiz bayramlıklarımızı. Gerçi o gün bayram mı değil mi onu da bilmiyorum. Bu günleri tam hatırlayan biri yok ailede. Ama solda cıgarasıyla babam durur. Annemi almış kalp tarafına. Küçük kızını avucunun içiyle sevmeyi, sever. Ablam dünyanın en güzel kızıdır çocukluğumun. Abim desen zaten şaklabanın teki, şimdi bile aynı. Ben mi ? şaşkınım işte her zamanki gibi... Emrah Ateş

Biraz tebessüm

''Kimi sevmeye cüret etsem kendime küçük geldim'' Y. Erdoğan ''Hayat çok adaletsiz be!'' diye sabahın köründe bir cümle yazasım geldi. Sebebi de durmadan dinlediğim yeni türkü parçaları olabilir. Bilmiyorum müziğin öyle bir gücü var ki, senin o anki halini tamamen değiştirebiliyor. ''Unuttum gitti'' dediğin şeyleri birden su yüzüne çıkarıyor. İşte böyle zamanlarda ben aslında kendimi tanımakta güçlük çekiyorum. Verdiğim kararlarlar savaşıyorum sürekli ve en sonunda hep '' hay s*keyim böyle hayatı ya'' deyip kaldığım yerden devam ediyorum hayatıma. Bu iyi geliyor bana... Blogda genellikle hayatın dramatik yanlarını yazıp duruyorum. Bu o kadar çoğaldı ki artık bloga da birşey yazmamaya başladım. Çünkü okuyanları sıktığını düşünüyorum. Benim yüzümden birilerinin yaralarının kabuğu kalkıyordur mesela, içi acıyordur, eski sevgilisini hatırlıyordur sonra o da güniünü ' hay s*keyim senin gibi yazarı'' diyerek b...

Mapushane Şairi Sabahattin Ali ve Mapushane Şarkıları

Resim
Henüz şiir yazmaya başlamadan önce şarkı söylemeyi çok severdim. Artık eskisi kadar sevmiyorum niyeyse. Şarkı yazıyorum arada o kadar... Ortaokul yıllarına götürüyor beni anılar. Belki de bu zamanlardan bahsetmemin nedeni de ortaokula kadar okuyabilmemdir. Malum sonradan ölüm giriyor hayatımıza, sonra yalanlar giriyor derken bambaşka bir hayata çekiliyorsun istemeden. Ortaokulda en çok söylediğim türkülerden biri. Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma /Ağladığın duyulmasın / Aldırma gönül aldırma- gönül aldırma... Bir zamanlar özellikle de hergün çok söylemiştim sınıfta bu türküyü. Yerli yersiz herhangi bir derste hoca kaldırır söyle derdi. Kim bilir belki de birşeyleri hatırlatıyordu ona bu türkü. Bir de hababam sınıfında çalardı bir ara. Edip Akbayram söylüyordu. O zamanlar kim hangi türküyü söylese onun sanardım. Gerçi hala sananlarımız yok mu ? Sabahattin Ali'ye geç kavuştum. Kürk Mantolu Madonna kitabına hayranlığımla bu kadar nüksetmiştir. Ama onu daha tanım...

Leyla ile Mecnun setine konuk olduk

Resim
kireçburnu sahil tolga ile Bu diziye ilk ısındığım zamanı hatırlıyorum da, bende herkes gibi ilk gördüğümde '' nasıl bir dizi la bu'' demiştim ve o an reklam arasında göz gezdirme amacıyla bakmıştım. Ama Mecnun'un Leyla'yı istemeye giderken lise armalı ceketini giydiğini görünce biraz kanım kaynamadı değil yani. Sonra Kaan'ın Mecnun'a '' abi çocuklar 0-7 ucu olupta vermiyenin dediler, onla uğraşıyordum ondan geç kaldım'' demesiyle benim ilkokul sıralarıma gitmem bir oldu. Hala öyle midir bilmem ama bizim zamanımızda da sınıfta en çok bu şey yapılırdı. '' silgisi olupta vermeyenin....'' Sonra Mecnun ile İsmail'in yanyana gelip konuşabilecekleri halde uzaktan bağırarak konuşmaları... Hanginiz mahallenizde böyle şeyler yapmadını a bitirim delikanlılar. Yapmadıysanız eğer bir gençliği boşa geçirmişiniz demektir. O diziyi izlememe en büyük etken aslında Ahmet Mümtaz Taylan'dır. O adamın olduğu herşeyi iz...

ÇOCUK ve KAR

Resim
                                            eh be Tülay! ilham ettin şarkıyı bana. Varsın iyi ki Çocukken diye başlayacağım cümlelerime uzun bir aradan sonra. Çünkü ne vakittir çocukluğu hatırlayacak birşey olmadı hayatımda. Oysa ki yerde karınca görsem '' aa babam küçükken karıncalara Allah'ın askerleri derdi'' diye bir tebessüm ederdim hemen. Ama hayat nasıl bir yorgunluksa, büyütüyor işte o çocuğu. İnsanın içinde biryerlere gizliyor daha da incinmesin diye. Ama hayat haklı, hangimizin çocukluğundan  başka neyi kaldı ki ? Ama kar öylesine beyaz ki, öylesine saf ki; örtüyor ya hani tüm pisliklerin üstünü beyaz beyaz, tıpkı çocukluğumuz gibi... Şimdi şu anda camdan dışarıya baktığımda düşen o beyaz noktaları gördükçe ''gece konan ahalimizi'' hatırladım yine. Kapiının önüne arabamın üzerindeki karları temizlemek için çıktığımda çocuklar fırça attı bana. '' abi niye t...

karpuz ve rakı kokusu

Televizyonun karşısında babam. Babamın önünde kırmızı ufak bir masa. Babam ufak bir tabureye oturmuş. Tabure beyaz. Kırmızı masanın üzerinde babamın rakı bardağı. İçi dolu. Babamın eli rakı bardağında. Bardak babamın ağzına yönelir. İçine çeker o beyaz acımsı suyu. Sonra sağ elinin tersiyle ağzını siler bir tane de karpuz atardı ağzına. Babamın çalışmaktan çatlamış elleri- alnı geniş- alnında çizgiler- saçları ak, geriye doğru - saçları sık sık... Televizyonda o an Kemal Sunal’ın filmi vardır büyük ihtimal. Onun filminin olduğu gün çok mutlu olurdu. Çok gülerdi o adama. Bir gün evine eşya taşıdığını ve karısıyla tanıştığını anlatırdı hep. Çok dert yanardı Kemal Sunal ile tanışamadığına. Sigaradan sararmış devrimci bıyıkları rakı ve karpuz kokardı. Öpmesinden bilirdim. Ama karpuzu ben çok sevdiğim için alırdı. Yoksa eminim ki kavun alsa daha iyi giderdi rakıyla. Çok da iyi karpuz seçerdi. Bıçağı batırdığı gibi yarılırdı ortadan. İlk parçayı her zaman ben tadardım. ‘’ Nasıl tatlı mı ?...

Fakirler ölmesin

Resim
                                                          mardin 2010 Önceki yazılarımda ara ara bahsediyorum askerlik anılarımdan ve orada yaşadığım zorluklardan. Güzel yanları da oldu tabi ama insanın 15 ay boyunca sosyal yaşantısından, ailesinden ve iş hayatından uzaklaşmasına karşı oldum hep. Bir de eli daha oyuncak silah tutmamış kişilere silah verilip ölüme yollanması da zaten akıl karı iş değil. Hani soruyorum ya hep, vatanı koruyanları kim koruyacak diye, mevzubahsim yine o... Malum bedelli askerlik çıkıyor. Zenginler ve ağaların oğulları zaten araya bazı hatrı sayılır kişileri sokarak rahat askerlik yapıyor. Eee şimdi de para verip hiç yapmayacak. Oldu mu bu ? Vicdan-ı red konuşuluyor bu...