Biraz tebessüm

''Kimi sevmeye cüret etsem
kendime küçük geldim''
Y. Erdoğan

''Hayat çok adaletsiz be!'' diye sabahın köründe bir cümle yazasım geldi. Sebebi de durmadan dinlediğim yeni türkü parçaları olabilir. Bilmiyorum müziğin öyle bir gücü var ki, senin o anki halini tamamen değiştirebiliyor. ''Unuttum gitti'' dediğin şeyleri birden su yüzüne çıkarıyor. İşte böyle zamanlarda ben aslında kendimi tanımakta güçlük çekiyorum. Verdiğim kararlarlar savaşıyorum sürekli ve en sonunda hep '' hay s*keyim böyle hayatı ya'' deyip kaldığım yerden devam ediyorum hayatıma. Bu iyi geliyor bana...

Blogda genellikle hayatın dramatik yanlarını yazıp duruyorum. Bu o kadar çoğaldı ki artık bloga da birşey yazmamaya başladım. Çünkü okuyanları sıktığını düşünüyorum. Benim yüzümden birilerinin yaralarının kabuğu kalkıyordur mesela, içi acıyordur, eski sevgilisini hatırlıyordur sonra o da güniünü ' hay s*keyim senin gibi yazarı'' diyerek bitiriyordur. Baksanıza mutlu yazılarımın altında hep sorunlar var. Mutsuz yazılarda ise sessizlik...

Ama yazmak hep bir teselli oldu benim için. Çünkü kendimi çevremdeki insanlara rağmen hep yalnız hissettim. Hep tutunacak bir dal ihtiyacım oldu ama karşıma çıkan dalları da, ''ya kırılırsa ?'' korkusuyla tutamadım. Tutmayı çok istediğim dallarsa, ya başkasının elindeydi ya da çoktan bir başkası kırmıştı.

Ne demiştik yazmak... Evet yazmak her zaman da bir işe yaramadı yalnız. Yazdığım öyküler şiirler mektuplar hep birilerinin anısı olarak kaldı. Sadece insanların hoşuna gitti o kadar, hiçbirşeyi değiştirmedi. Yani yazdığım şeyleri söyleseymişimde olurmuş. Belki de daha iyi olurmuş kim bilir ?

Kusura bakmayın bu depresif halimin. Belki az önce dünden kalan böreğin midemde bıraktığı o ekşi tad yüzünden böyleyim. Ya da senin bir başkasını sevdiğini düşündüğümden. Belki de koca 3 yıla sığdırdığım bu yalnızlıktan, yada insanlara karşı artık git gide hiçbirşey hissedemememden, belki babamın ölüm yıldonümüne 2 gün kalmış olmasından. Belki bunlardan biri belki de hepsi..

Netice de hiçbirinize güvenmiyorum. Evet bu büyük bir itiraf. Niye güveneyim ki? Dünyada en sevdiğim insanlar çekip gitti. Babam gitti la ötesi var mı bunun? Çünkü dünyanın yaratılışında bir yanlış var. Çünkü insanlar acı çekilerek sınava tutuluyor. Ve çektiği acı karşısında sabredemeyen insanlara ben nasıl ahkam keseyim? Sen adamın babasını al bu hayattan sonra metin ol de. S*keyim Metini! Çünkü dünyada tek sihirli anahtar var o da mutluluk. Gerçek cenneti açacak anahtar o.

Gülmenin bulaşıcı olduğuna inandığımdan ne kadar mutsuzsam da yalnız olmadığım zamanlar insanların yüzüne tebessümle bakıyorum. Somurtmalarımı üzüntülerimi sadece kendime saklıyorum. İnsanlar bana sürekli; '' vay be herşeyi atlatmışsın, gelmişsin üstesinden helal olsun, senin yerinde bir başkası olsaydı varya çoktan... '' diyorlar ya, işte ben hep içimden keşke bir başkası olsaydı diyorurm. Çektiğim sıkıntılara göğüs germekle övünmedim hiçbir zaman. Ama yaşadığım şeylerin beni etkilediğini hiç düşünmediniz ya, bu baştan sonra bir hataydı...

Yine de hayata ve size son bir iyilik yapıyorum hergün
Biraz tebessüm...

Emrah Ateş

Yorumlar

  1. Aslında yazma eylemi nedense depresif zamanlarda daha bir gün yüzüne çıkıyor. Eğlenceli yazılarda bile efkar görürüm her zaman. Velhasıl böyle olman değil ama böyle yazman yeğdir kanımca...

    YanıtlaSil
  2. Leyla ile Mecnun'un, dün akşam yayınlanan bölümünün yansıması dimi bu şimdi?
    Yazmak iyidir yine de. Hiç bir şey değişmeyecek olsa da, sen anlatmış olursun içindekileri. O yüzden yazmaktan ümidini hiç kesme. Ve yaşamaktan da tabii, en zor zamanlarda bile. ;)

    YanıtlaSil
  3. @acıdan geçtim; evet efkarlı anlar daha bir yazdırıyor insana. ve böyle zamanlarda aklıma hep aynı tartışma gelir. birinin birşey yazması için illa ki çekmesi mi gerekir ?

    @parpali ah benim güzel parpalim öyle iyisin ki.. yalnız dün kaçırdım ben leyla ile mecnunu :)

    YanıtlaSil
  4. Hadi ya, şaşkınım şu an. :) Tam üstüne denk gelmiş gibi dizinin.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atilla değil Attila İlhan

Kars- Cemal Süreya'nın Kaleminden...

Nesnesel Değerler ve Bir Teşekkür Yazısı