Kayıtlar

Aşina Değiliz

Resim
AŞİNA DEĞİLİZ Telefonu açtığı anda sesini duymayı beklemeden konuşmaya başladım; “Lan niye açmıyorsun telefonu? Sabahtan beri seni arıyorum; iki kelimelik derdimiz var anlatalım dedik onda da ulaşamıyoruz sana. Kullanmayacaksan niye aldın bu sıçtımının telefonunu!” Konuşmamı buz gibi bir ses tonuyla böldü; “Babam öldü!“ Yürüyerek sürdürdüğüm telefon konuşmama olduğum yerde çakılı bir şekilde durarak ve susarak devam ettim. Neye şaşırsaydım acaba, babasının öldüğüne mi yoksa bunu bu kadar rahat söylediğine mi? Yüzümdeki gereksiz gülümseme gitmiş yerini ziyadesiyle gerekli bir mahcubiyete bırakmıştı. İki kere yutkunduktan sonra ‘’Neredesin şu an?’’ diye sordum “Hayat Meyhanesi'ne gel” dedi. Yolda bir anda aklım başıma geldi. Ersin’in babası zaten yıllar önce ölmüştü. Birden öyle babasının öldüğünden bahsedince aklım çıktı tabi, zaman kavramım kaydı; anlayamadım. Peki o halde neden öyle bir şey dedi bana? Sinirlerim tepeme çıkmıştı. Meyhanenin sokağına girerken “B...

Adı Sidi ama C ile yazılıyor Cidi diye

Resim
Vizontele’nin ilk çıktığı zamanı hatırlıyorum da, korsan cdler meshurdu o zaman. Herkesin evinde degil bilgisayar Vcd Player bile zor olurdu. Ablam almıştı bir tane ondan; senetle. Böyle kredi kartları da yok tabi cart curt alamıyorsun hiçbir şeyi. Belki de güzel olan oydu, daha az borçlanıyordu insan.   Bizim dayıoğlu Sefaköy’de korsan cd satardı, sonra telefon işine girdi, daha sonra da kaçak sigara derken büyüttü isleri dükkan açtı kendine. Velhasıl ondan aldığımız Vizontele cdsini takar takar izlerdik deli gibi. Ben sırf Vizontele’yi izleyebilmek için sürekli ablamlara gider kalırdım. Bir dizinin yeni bölümü gibi izlerdik her defasında. Birazdan güleceğimizi bildiğimiz halde yine de gülerdik malum sahnelerde. Şaşırmamaya şaşırıyorduk en fazla ama mutluyduk bu durumdan. Ben annemi sürekli “ anne duvarı yıkmışlar” diye kandırır, annem de her defasında ağıt yakmaya hazır bir kadın edasıyla elini kafasına götürür “booo hangi duvarı yıkmışlar” diye sorardı. “Hadi duvarı yıktı...
Aşkın en güzel tanımını  Proust yapmıştır arkadaşlar; “Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geriye dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir.”
Can Yücel ‘e bir üniversitede öğrencinin biri soru sorar; “Neden okuduğumuz bütün şairler erkek? kadınlardan iyi şair çıkmaz mı?” diye Can Yücel şöyle cevap verir: “Biz şiiri sikimizle mi yazıyoruz, ne bileyim ben…”
Usulca yaklaştı yanıma. Elimde tuttuğum (sanki başka neremle tutacaksam) Yannis Ritsos kitabına baktı, önce kapağını inceledi, sonra fiyatına baktı. Birkaç saniye düşündü. (büyük ihtimalle fiyatını) Sonra içini açtı kitabın (kendinin değil), sanki en son yapılması gerekilen şey oymuş gibi… Dünyanın en doğru cümlesinin kuruyormuş gibi devam etti “Ben şiir sevmiyorum ya!” Bu cümleler bir kitaptan alıntı değil. Belki ilerde yazarım öykülerimden birine ama bunlar gerçek ve benim çok sık karşılaştığım bir gerçek. Bizim insanımız şiir sevmez ama sevgilisinden iki bayat söz duyduğunda ayılır bayılır. Herkes kültürlü zeki insanlarla beraber olmak istiyor ama kitap okuyor diye vatsapta yazdığına geç cevap verince tribe giriyorlar falan filan. Neyse ya ben bunu bir hikayeleştireyim, belki bir iki kişi kurtarırım...  Emrah Ateş twitter: hikayeadami instagram: hikayeadami

Şimdi size fevkalade şeyler anlatacağım

Resim
Bir kitabı kitapçıda bulamıyor olmanız o kitabın kötü olduğu anlamına gelmez. Her yıl binlerce kitap basılıyor malum, ama kitabı çok satanlara girsin diye ilk baskısını aynı hafta kendisi alan yazarlardan bahsedecek miyiz? Metrobüsteki tutunma yerlerinden tut da üniversite bahçelerine kadar parayı basıp reklam verenlerden? Hadi onu geçtim, DR'den çoksatanlar raflarını satın alan yayınevlerinden bahsedecek miyiz? “Dosyan güzel ama instagramda tivitırda takipçi sayın az, takipçi kas, sonra tekrar değerlendirelim,” diyen o büyük yayınevlerinden niye kimse bahsetmiyor? Bana Allah yeter deyip Allah'a koşan yazarlar, niye hala ulaşamadılar Allah'a? Bunları sorgulayacak mıyız? Kitabın üzerine 1. baskı ile 25. baskı ibarelerini aynı anda koyup piyasaya süren yayınevlerinden ben bahsettiğimde kimse siklemiyor beni. İlk baskısı 3bin olduğu halde üzerine ilk baskı 50bin yazanlar da var. Ben biliyorum peki ya siz? Valla kimse kusura bakmasın, bir kitaba ulaşmak isteyen, ...

DUYURU

Hayır arkadaşlar; Herhangi bir Victoria Secret (ya da secretme) mankeniyle ilişkim yok. Teşekkürler