Kayıtlar

Kardeşçe büyüyebileceğimiz biryer var mı bildiğin ?

Resim
Bir çocuk anımsıyorum. Doğuda. Hani birçoğunuzun sevmediği yerde...Hani her çocuk gibi oradakilerinde, nerede doğacaklarını seçemedikleri bir yerde. Belki Diyarbakır, belki Kars, belki Hakkari. Herneyse... Bir soru anımsıyorum. Doğuda. Hani birçoğumuz gibi, orada büyüyen çocuklarında sahip olmak istedikleri oyuncaklara sahip olamadıkları biryerde... Baba ‘’ mayın nasıl dünyaya gelir’’ diye soruyorlar. Tıpkı bizim ‘’baba ben nasıl dünyaya geldim’’ sorularımızdaki aynı masum ifade ile... Oysa ki; hepimiz aynı halayın birer zılgıtlarıydık. Ölümüde vardı bu dünyanın, gördüm. Türk’te de,Kürtt’e de, Çerkez’de de, Gavur’da da gördüm... Hepsinde aynı acı.. Sadece lisanlar değişik. Sadece yazılışları değişik. Sadece sesleri değişik. Ama aynı acı... İnsanız biz! Gözlerimizin renkleri farkı sadece, oysa ki; gözyaşlarımızn rengi aynı... Hani bu ayak basmaya korktuğunuz yerler varya, ben orada büyüdüm. Orada doğdum. Siz trafik gürültüsünden şikayetçiydiniz, ben ise bomba seslerinden. O kadar yalnız...

Nesnesel Değerler ve Bir Teşekkür Yazısı

Resim
Hediye almayı seviyorum, bu bir gerçek. Almak derken bana hediye verilmesi yani. Hediye vermeyi de severim ama hediye verebilmeyi, seçmeyi çok beceremem. Ama hani çöp de olsa hediye olsun derler ya öyle işte. Çünkü nesnelerin değerine inanırım. Çünkü nesneler; anıları, kişileri hatırlatır bana. Baktıkça birini hatırlamak, hatırlanmak güzel... Misalen bundan bir yıl önceki kız arkadaşımın yere düşen tokasını kumbarama atmışım. Atmışım diyorumçünkü unutmuşum. Malum insan hayatı anılarla dolu. Her an yeni şeyler yaşıyorsun ve ister istemez bazı şeyleri unutuyorsun. Geçenlerde kumbaramdan para tırtıklarken buldum. Beni bir yıl önceki anılarıma, yaşadıklarıma, duygularıma götürüverdi mavi bir toka. Hani ıssız adamın o meşhur bardaktan yere düşen toka sahnesindeki gibi. Adamın tüm hayatını yıkmıştı ya, ama çok şükür bende öyle birşey olmadı :) Neyse Sezin Ablam bana ne zamandır bir Sait Faik kitabı getirecekti. Ne zaman görüşsek hani kitabım ? diye soruyorum. Sonunda getirdi. O da bir hediye...

Şair ve Şiir Üzerine Cemal Süreya bakışı Ve de Unutulmuş Bir Özür

Resim
Uzun zamandır bir özür borçlyum aslında size. İstanbul'da yaşayan insanlara nasıl olurda Taksim'deki kitap fuarından bahsetmem ben. Hem de hergün gittim. Hem de hergün mutlaka aldım kitap. Hatta kitap bile sattım. Kitap fuarı dediğimde aslında sahaf fuarı. Özür gerektiren yanı da bu ya. Yeni çıkan şeyleri bulmak kolay, eskileri bulma fırsatını kaçırttım size özür dilerim... Oradan aldığım kitaplardan biri. Cemal Süreya'yı şair olarak biliyoruz ya biz, sadece de şiir kitapları var biliyoruz niyeyse. Oysa ki Adam Yayıncılık 1982 yılında '' Günübirlik '' diye bir kitabını yayınlamış Cemal Süreya'nın. Ger.çi yky 'de yayınladı daha sonra. Neyse... Kitapda 1975-76 yılları arasında Politika dergisinde yazdığı deneme yazıları var. O zamanlara bir de Cemal Süreya'nın gözünden baktım. Keyifli bir kitap tabiki. Zaten kitabın daha ilk başlarından bir yazısının sonunda şöyle birşey diyor; '' Çünkü şiir dili, genel dilin, günlük dilin süslüsü ya da soy...

Oyuncağıma Hitaben

Resim
6 yaşlarındaydım. Bir oyuncak bebeğim vardı. Bir ismi yok. Ama 20-25 cm boylarında mavi bir şortu vardı. Şortu aşağı indirdiğinde işerdi. Suyunu ayak tabanından doldururdum. Hiç yanımdan ayırmazdım. Kimin kucağına otursam o bebeği üzerine işetirdim. Çok azarişittim o oyuncak için. Ama bir gün ne olduysa kayboldu gitti. Üzerinden 14 yıl geçtiği halde hala her girdiğim oyuncakçıda arar dururum. Ah oyuncağım kim bilir şimdi neredesin. Umarım seni kaybettiğimde, seni benim kadar sevecek bir çocuğa rastlamışsındır. Oyuncağım'a topuğundaki tıpasından dolardı suyu şortunu indirirdim işerdi… daha 6 yaşındaydım. eğleniyordum… ama kayboldu…. 6 yaşındaydım- ve, ilk o terketmişti beni. bir dahada bulamadım ne onu, nede benzerini… 6 yaşındaydım - ve ilk defa hayal kırıklığına uğramıştım kim bilebilirdi ki bir oyuncak bir çocuğun ömrünün yarısı… emrah ateş.

Dünyanın bilinen ilk şiiri

Resim
Dünyanın (bilinen) ilk aşk şiiri, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenen,1889′da Bağdat’ın 150km uzağındaki Sümer kenti Nippur’da bulunmuş 4 bin yıllık bir tablet üzerindeki şiirdir. ABD’li Sümerolog Samuel Noah Kramer’in çevirdiği tableti, Türkiyenin ilk Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ Türkçeye çevirmiştir. Sümer inancına göre, toprağın bereketini ve verimli olmasını sağlamak amacıyla, Kral’ın yılda bir kez Bereket ve Aşk Tanrıçası Ellil yerine bir rahibe ile evlenmesi kutsal bir görevdi. Bu şiir Kral Şusin için seçilmiş bir gelin tarafından yeni yıl bayramını kutlama töreninde söylenmek üzere kaleme alınmıştı ve ziyafetlerde, şölenlerde müzik, şarkı, dans eşliğinde söyleniyordu. İşte o şiir: Damadım, kalbimin sevgilisi. Güzelliğin büyüktür baldan tatlı. Aslan, kalbimin kıymetlisi Güzelliğin büyüktür baldan tatlı. Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır. Yatak odasında bal doludur. Güzelliğinle zevklenelim. Aslan seni okşayayım. Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır. Damadım be...

Dağlarca- Bir dönüm- Bir şiir- Bir anı

Resim
Birgün arkadaşımla karşılıklı oturmuş entel muhabbetler yapıyorum. Hani yazıyorum ya paso o yüzden entelim. Bir de sağolsun arada şair der. Neyse soruverdi birden; Yahu sen nasıl birini seversin ? O zamanlar cebimde taşıdığım ufak bir kağıt parçası vardı. Artık yapmıyorum böyle şeyler nedense.. Şiir vardı cebimde. Dağlarca'dan. Çıkardım al dedim oku; Yüreği taştan bile olsa kızın Ben sevdim mi Çabucak buluşuruz O taş çağında... Dedim işte böyle... Bugün Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın 1. ölüm yıldönümü. Yusuf Hayaloğlu diyordu ya, bütün güzel insanlar ölüyor birer birer diye, hakkatende öyle... Saygıyla anıyoruz...

Atilla değil Attila İlhan

Resim
Memleketimin son şairlerlerinden biri belkide. Yeni kuşağında en sevdiği isimlerden. Zamanında kızarkadaşına Nazım'dan bir şiir verdiği için falakalanan bir şairdir. O yüzden de yurdum şairidir zaten. Yalnız ismini de yanlış bilenler var. En kızdığı noktada buydu ustanın. Sanıldığının aksine Atilla değil Attila (iki t ile ) 'dır adı. Ustanın aramızdan ayrılışının 4. yılı. Özledik be seni kaptan. Duru duru birşeyler yazan kim kaldı ki ? Beni koyup gitme beni koyup gitme ne olursun durduğun yerde dur kendini martılarla bir tutma senin kanatların yok düşersin yorulursun beni koyup gitme ne olursun bir deniz kıyısında otur gemiler sensiz gitsin bırak herkes gibi yaşasana sen işine gücüne baksana evlenirsin çocuğun olur beni koyup gitme ne olursun sonun kötüye varacak beni koyup gitme ne olursun elimi tutuyorlar ayağımı yetişemiyorum ardından hevesim olsa param olmuyor param olsa hevesim -yaptıklarını affettim- beni koyup gitme n...