Canım Kardeşim Neredesin

Canım Kardeşim Neredesin



Ben hayatı hep sevdiğim müziklerin içinde yaşadım. Mesela bir köşe başında sevdiğim kadını bekliyorsam, kafamın içinde Yeditepe İstanbul dizisindeki Yusuf’un, Olcay’ı gördüğünde dizide çalmaya başlayan müzik çalar. Birden bire mahallenin serserisi Yusuf oluveririm.
Uzun yol otobüsleri benim için Cahit Berkay’dır hep. Kısa süren yolculuklarda ise Erkan Oğur’un enstrümantalleriyken, şiir okuduğumda Metin- Kemal Kahraman’ın melodileri düşer aklıma. Bir ölüm haberi alsam Neşet Ertaş’tan Yalan Dünya dökülür dilimden.
İşte hayatı böyle yaşayan biriyseniz izlediğiniz filmlerde sizin için çok değerli olmaya başlar. Kötü filmlere tahammül edemezsiniz.
Canım Kardeşim filmi Türk Sinemasında başyapıt oluşunu korurken bundaki en büyük neden Cahit Oben’in unutulmaz müziğidir. Kahraman’ın hüzünlü bakışları, geçirdiği hastalık, ailenin çektiği çile acıtır canını ama Cahit Oben’in müziği de buna dâhil olduğunda acı artık bambaşka bir boyuta ulaşır. Seni alıp yüksek bir binanın tepesine çıkarır önce. Nefessiz kalırsın, boğulacak gibi olursun. Sonra bir el arkandan iter ve düşmeye başlarsın. Benim için Canım Kardeşim filminin bu derece unutulmaz olmasının nedeni öncelikle budur.
Ertem Eğilmez’in yönetmen koltuğunda oturduğu ve 1973 yılına ait Canım Kardeşim filmini bu kadar unutulmaz yapan tabii ki yalnızca bu değil. Film öyle güzel işlenmiştir ki Kemal Sunal gibi bir devin figüran olarak gözükmesine bile ses çıkaramazsın. Bunu sadece o yıllarda değil 2016 yılında dahi yapamazsın. Filmde gözün en çok küçük Kahraman’ı görür. Günlerdir yıkanmamış Kahraman bitli saçlarıyla okula gittiğinde öğretmeni Adile Naşit Kahraman’ın abisi olan Tarık Akan’ı çağırır fakat abisi de aynı Kahraman gibi kaşınıyordur. Sanırım eskiden fakirlik en çok da bu kaşınma mevzularıyla ölçülebiliyor olsa gerek, filmi izlerken evde akan suya şükrededurursun.
Filmi ilk izleyenler tam da Tarık Akan gibi büyük bir jön için “böyle abi mi olur?” lafları edip ( çünkü filmin başlarında kötü bir abidir o) Kahraman’ı kendi çocuğu gibi sahiplenmişken seyirci birdenbire Kahraman’ın kanser olduğunu ve ömrünün tükenmek üzere olduğunu öğrenir ve film esas burada başlar. İnsan hep filmlerde mutlu son bekler ya, içten içe Tarık Akan’ın handiyse bir abilik yapıp filmin başından beri çizdiği işe yaramaz abi imajını bir mucize gerçekleştirerek değiştireceğini ve kardeşini kurtaracağını düşünür. Seyirci Tarık Akan ile beraber çalar mağazadan televizyonu. Heyecanlı bir bekleyişle televizyon açıldığında esas sona gelinmiştir bile. Sinemanın büyüsü bizi burada tekrar yakalar. Hayatın hep mutlu son ile bitmediğini görürüz ve herkes Tarık Akan olup ağlamaya başlar. Bununla da yetinmezler; gece uyurken evladının, kardeşinin saçını okşayıp öperler. Çünkü öğrenmişlerdir bu film sayesinde; ölüm sadece büyükleri değil, çocukları da yakalar.
Bu film ile kariyerinde zirve noktasına ulaşan Tarık Akan hayatın kötü bir şakasına maruz kalır ve 16 Eylül 2016 yılında kanserden hayatını kaybeder.
Peki bu efsane filmden sonra ne oldu Tarık Akan’a? Sanatçıya verdiğimiz değer genelde yaşadığı skandallar ile ölçüldüğünden insanların genelde Tarık Akan’a sordukları sorular da magazinsel oluyordu. Yaşadığı aşklar, kazandığı paralar vb sorular. Ama Tarık Akan’ın Canım Kardeşim filminde camı kırmak için eline aldığı taş benim için büyük bir simgedir. Çünkü Tarık Akan o filmde camı sadece televizyon için kırmaz. O cam, yıllardır onun fakirlikle boğuşurken önüne çekilmiş duvardır. Zenginlik ise filmde bir televizyon ile simgelenir. Hepimiz bu duruma aşinayızdır, çocukken kimin evinde televizyon var ise o daha zengindir.
Tarık Akan’ın o taş eline öyle güzel yakıştı ki daha sonrasında Maden, Yol, Sürü gibi halkın sorunlarını anlatan Türk Sinema tarihinin en güzel başyapıtlarında oynadı. Fakat bu filmler sürekli bir yönetim sistemi eleştirisi barındırdığı için bir süre sonra adı birçok yerde vatan haini olarak anılacaktı
Tarık Akan 12 Eylül darbesinden sonra 1981 yılının başlarında Almanya’da yaptığı bir konuşma yüzünden, -ki bu konuşmayı o dönemin gazetesi “Tercüman” bilinçli olarak yanlış bir şekilde yayınlar- 2 ay boyunca hücre hapsine ve psikolojik işkencelere maruz kalır. Çıktıktan sonra ise dik duruşunu hiçbir zaman bozmayacak ve kitlelerle mücadelede en önlerde olacaktır.
Tutuklu olduğu dönemde yaşadıklarını “Anne Kafamda Bir Var” adıyla 2002 yılında kitaplaştırır ve kitap Can Yayınları tarafından basılır.
Kim bilir belki de hücrede kafasına bit düştüğünde kendini Kahraman’ın yerine koymuştur.
Emrah Ateş
Ekim- 2016

Bu yazı Galata Mecmua E-Dergi’nin son sayısında yayımlanmıştır.

twitter@hikayeadami
instagram@hikayeadami
www.emrahates.net

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Atilla değil Attila İlhan

Kars- Cemal Süreya'nın Kaleminden...

Orhan Veli'nin ölümü ve mezarı