Kayıtlar

Ay dont sipik ingiliş be abla

Uzun zamandır neden pek yazı yazamadığımın farkına vardım. Çünkü önceden en çok zevk aldIğım şeyi yapmıyorum. İnsanları izlemiyorum. Ayrıntıları gözlemlemiyorum. Sen bir ekmeği yerde görürsün, bense onu alıp üç kere öpemek suretiyle alnına koyan çocuğun gelmesini beklerim. Bugün işimde son günümdü. İşsizim artık. Yaptığım iş nedeniyle altımda şirket arabası vardı 1 yıldır. Bir yıldır halkımın arasına toplu taşımaya binmemişim. Tam bir insan zahiyatı. Rezillik başka bir şey değil. Ama dünyadaki türlü türlü insanlarda burada işte. Bugün tramvayda giderken aslında en güzel yazılarımı burada yazdığımı farkettim. Ben bu düşüncelerle ayakta beklerken karşımdaki adam ingilizce birşeyler söyledi bana.. Arada bir, steyşın, yusufpaşa, çenç kelimelerini seçebildim. O an Aksaray'daydık, yılların Amerika'lısı edasıyla ; -nonononononono ( birsürün no yu peş peşe söyleyince insan ingilizce konuşuyormuş gibi hissediyor. ) next sıteyşın - oo tenkyu O an havam süper tabi. Hatta çevremdek...

geceyi sever, çünkü;

Resim
Geceye aşık olan insanlar vardır.Karanlığın içinde hiç görünmeden yürümeyi kendine zevk bilir o insanlar. Çünkü o insanlar için; kendi de, kainattaki herkes de moral bozucudur.Kendi de kainatta anlamamıştır kendisini, hislerini... Geceyi sever çünkü karanlıktır. Karanlığı sever çünkü hiçbir şey görmemesini sağlar, kusuru örter. Ve bazen görmektense, görmemeyi ister insan; görecekleri işine gelmeyecekse. Ve gecenin şerri - bazıları için gündüzün hayrından daha iyidir. Yani gecenin üstüne suç yüklenebilir. Gece de insanın kendi gibidir. Batan güneştir ama suçluysa gecedir. Geceyi sever, çünkü; günün bitmesiyle başlaması arasında biryerdir gece... Araftır... Tıpkı kendi gibi. Kiminin bittiği ,kiminin kaldığı, ama aslında çoğunun hep gizlice yürüdüğü o yoldur gece. Böyle geceleri seven insanlar gönlü geniş insanlardır aslında. Ve kainattaki herkesin moral bozucu olmalarının sebebiyse o gönlün değerini hiç bilememeleridir. geceyi sever, çünkü; geceleri uyuyordur tüm sevmedikleri...

Turgut Uyar- Geyikli Gece

Resim
                                                ''Bize bu saatten sonra anca Turgut Uyar'' Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta Her şey naylondandı o kadar Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı. Ama geyikli geceyi bulmadan önce Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk Geyikli geceyi hep bilmelisiniz Yeşil ve yabani uzak ormanlarda Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan Hepimizi vakitten kurtaracak Bir yandan toprağı sürdük Bir yandan kaybolduk Gladyatörlerden ve dişlilerden Ve büyük şehirlerden Gizleyerek yahut döğüşerek Geyikli geceyi kurtardık Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz Bilir bilmez geyikli gece yüzün...

Büyümek cesaret ister

Çocukluğumuzdan beri gittiğimiz bir park var. Gerçi eskisi kadar gitmiyoruz artık ama hala yıkılmadı duruyor öyle bizim mahallede. Sonra o parkın tam ortasında, hep top oynamak için kullandığımız bir alanın yanında Atatürk büstü var. Ama önce bir duvar, heykelde onun üstünde. Küçükken tırmanabildiğim en yüksek yer orasıydı. Sonra bir gün babam öldüğünde yine kendimi oraya tırmanırken buldum. Ulan babam ölmüş, ortalık kıyamet, ben koşa koşa evden kaçmışım. Korku insana böyle tuhaf şeyler yaptırır işte. Sanırım o yükseklik beni güvende hissettiriyordu. Gerçi tüm arkadaşlarım atlardı oradan ben hiç atlayamazdım. Yakın zamana dönelim. Geçen hafta iki üç arkadaş oturmuş çekirdek çitleyip çocukluğumuzdan dem vururken, o büstten atlayamamam geldi aklıma. Sonra dedim ki; '' tolga al eline makinayı, büyümek cesaret ister'' Lan iyi böyle afilli konuşuyorum da ne halt edicem değil mi? Bir hışımla tırmandım heykelin yanına. Oradan aşağıya bakarken, ulan diyorum kısacık...

Melemenimi yedim vurun beni!

Resim
mevziye yürüttüğüm domates peynirleri taşırken Askerde iken bir komutanım vardı. Önceki yazılarımda bahsetmiştim; askerde aldığım bir ceza yüzünden yazdığım şeyler hala takip ediliyor. O yüzden komutanın adını vermeyeceğim. Neyse, bu komutan Hakkari de ve bir  çok terör bölgesinde görev yapmış, birçok çatışmaya girmiş, birçok şehitt görmüş bir komutandı. Bulunduğumuz karakol zaten Mardin'in en kritik yerlerinden biriydi. Birgün hiç unutmam şöyle demişti bana; -sizin yaşınızdaki çocukları komutan diye başınıza dikiyorlar. Sonra o komutanları getirip böyle kritik yerlerde başınıza koyuyorlar. O ne biliyor ki ne öğretsin size. Bir çatışma çıksa kendini koruyamaz, nasıl sizi korusun? İnsan hakveriyor tabi. Karşındaki adam 20 yıldır asker. Emekli olmasına aylar kalmış ölmemek için gün sayıyor orada. O komutandan bahsetmek istiyorum biraz. Bildiğin deliydi. Psikolojisi bozulmuş adamın. Kolay değil biz 15 ayda kafayı yedik, koca 20 yıl... Farklı bölgeler, hiç bir zaman bir...

Müşfik Usta'yı kaybettik

Resim
Mekanın cennet olsun Müşfik Usta. Seni ilk ve son geçen yıl Rumeli de arkadaşlarla rakı içerken görmüştüm. Arka masamda içiyordun sen de rakını. Rakı içen adam rahatsız edilmez diye gelmedim yanına. Ne de olsa bir gün yine görürüm dedim. Şimdi ne kadar dövünsem az. Eski bir filmin var, yeri doldurulmaz. Zuhal Olcay'la Gecenin Öteki Yüzü. Hayatımın en büyük dersini o filmde söylediğin diyalogla vermiştin. Bir de şimdi biz kimden dinleyeceğiz Orhan Veli Şiirlerini Huzur içinde uyu.

Türk'ün Madalya ile İmtihanı

Resim
Madalya bizim neyimize be hemşerim....