Kayıtlar

Yazı Olayına Neden Başladım

Şiir yazmaya ilk önce ilkokulda verilen bir ödev sayesinde başlamıştım. Sonra ödevim sevilince şiir yazmaya karar vermiştim. Daha sonraları; yani kendimi çocukluğumda çirkin bulduğum utangaç zamanlarımda kızların şiir sevdiğini farkettim; kızları sevdim; şiiri sevdim. Sonraları hayat kazık atmaya başladı bana. Önce babam en büyük kazığı attı ölerek; ağlayamadım yazdım. Ben ağlayamadıkça yazdım; kelimeler gözyaşım oldu; yazmayı sevdim. Sonra büyümeye başladım; insanlara şiir yazdım... Kimisi sevdi ,kimisi sevmedi ama ben yine de şiirlerimi sevdim. Yarışmalara katıldım başarısızlıklar aldım; büyüdüm ve ben yine yazmayı sevdim. Bir süre sonra dönüp baktım ki konuştuğumdan çok yazar olmuşum. Ve öyle ya da böyle yazarken var olmuşum. Sanal alemde şiirlerimi ilk yayınlamaya başladığım da henüz 16 yaşındaydım ve o zamandan bu zamana bir çok sitede şiirlerimi yayınlamışım. Her yer darmadağanık olmuş anlayacağınız. O yüzden artık kendi şiirlerimi burada; yani kendi sitemde yayınlamaya ...

düğünlerdeki takı olayı nedir nasıl olmalıdır

Çcukluktan beri hepimiz, her düğüne gidişimizde en çok takı anından sıkılmışızdır. Çünkü müzik kesilir, ortalıkta bir kızılayın yemek dağıtması gibi bir kuyruk vardır ve bu dakikalarca sürer. Yetmezmiş gibi bir de mikrofonu azına ne kadar yaklaştırsa o kadar sesinin güzel çıkacağını zanneden birisi sürekli kimin ne taktığından bahseder ve mebla yüksekse alkış ister. Tabi ki biz o aralar çocuk olduğumuz için bunları pek farketmez ''ne diyo la bu'' diyerek masaların altında koşturur, ucuna lastik bağlı balonu bir ileri bir geri vurur dururuz. Yıllar vardır ki o balondan hiç görmedim. Büyüyünce insana nlıyorki bu takı takma olayı hem dünyanın en güzel hem de en kötü olayıdır. Sebebine gelince; Dünyanın en güzel olayıdır diyorum, çünkü; yeni evli bir çifte her iki tarafında eşi, dostu, arkadaşı bir şekilde yardımcı olmuş olur. Çünkü evlenenin borcu olabilir ,ihtiyacı olabilir, bir şey alacak olabilir, tatile çıkacak olabilir v.s. Ama bizim milletimiz olayı her zaman i...

sadece dumanın görünüyor ( askerde yazdığım ilk şiir )

Uzaklarda bir yangın oluyorsun sadece dumanın görünüyor körükle geleyim istiyorum olmuyor alevin yavaş yavaş sönüyor bir yangının sönüşü ilk kez bu denli acı oluyor hani aşk yanmaktı ya sevdiğim bile bile kendimi ateşe atmak istesemde olmuyor... sen uzaklarda sönüyorsun sadece dumanın görünüyor.... 28 12 2009 bilecik söğüt not: http://www.dailymotion.com/video/x9y921_jivan-gasparyan-erkan-ogur-fuad_music bunu da dinlemeden ölmeyin derim ben.

okuyun ve farkına varın. çünkü; taşı toprağı AVM İstanbul'un

Resim
Önceden taşı toprağı altın dı İstanbul'un Şimdi ise taşı toprağı AVM olmuş. Bazı şeylerin olması güzeldir. Fakat biz neden bu kadar bokunu çıkarıyoruz anlamış değilim. Alışveriş merkezleri birçok yönden kullanışlı. hazır park alanı istediğin herşeyi bir bina içinde bulabilme imkanı yazın serin, kışın sıcak gibi Ama şu şekilde sıralamaya kalkarsak; demirören cıtys cevahir profilo astoria metrocıty kanyon saphhire Bunlar taksim'den levent'e uzanan bir araç yolculuğunun sol camından yansıyan binalar. Bakırköydeki, Beylikdüzü'ndeki ve Büyükçekmecedekilerden bahsetmiyorum bile. Bir de şu avm olayındaki en sevmediğim olay şudur; Bakın her şeyin bir binada olmasına karşı değilim fakat şu sabit fiyat olayı beni delirtiyor. Yine her şey bir binada olsun, ama iş hanı tarzında, esnaf abileriminzin, kardeşlerimizin olduğu, pazarlık yapabildiğimiz, yani; paramızla rezil olmayacağımız yerler olsun istiyorum. Başımdan geçen ufak bir olayı anlatayım ...

Çocukken inandığım şeyler

vesselam sağolsun yine mimlemiş beni mim kadrosunda var olmak benim için sevindirici bir durum blog aleminde hiç olmazsa biraz atraksiyon oluyor. insanlar birbirleri hakkında merak ettiklerini şu mim olayı sayesinde biraz daha öğreniyor sanırım mim sorusu Ben Küçükken .... Sanıyordum ! Hepimizin Küçük Yaşlarda İnandığımız Saçmalıklar Vardır.. Fazla Şeyler Yazmamıza Gerek Yok 3 Tane Yada 5 Tane Yazsak Kafidir :) demiş ben bu soruyu yine egzantirik cevaplarımı birkaç öykü halinde vereyim 1- radyo ufacıkken kendim gibi ufacık bir radyo vardı evde. kocaman vitrinin içinde pek de afilli olmayan, tek kaset çalma yeri olan birşey. ve annem her ev kadını gibi onun üstüne de örmüştü bir dantel. ve ben radyonun içinde hep birileri var zannederdim. yani karınca kadar insanlar radyonun içinde sırayla şarkı söylüyo zannediyordum 2- televizyondaki öpüşme sahneleri yalnız sanata çok saygılı ve düşkün bir toplum olduğumuzu belirtmeliyim. çünkü bizi hep çocukken öpüşme sahnelerinde - yo...

Baba Olmak Zordur

Resim
Ömrümde bu kadar üst üste korna sesini duymamıştım henüz. Yolda giderken çalan kornalar bir düğünün işareti değildi. Acı acı çaldığı belli oluyordu. Araçların sıkıştırdığı yolda bir adam korna çalan aracın yanından koşarak araçların camlarına vuruyor ve bağırıyordu Yolu açın- yolu açın diye Belliydi ki sesinde bir hüzün bir öfke bir korku vardı. Elinden gelse eminim ki tüm araçları tek tek bir köşeye fırlatırdı. Sonra acılı araç hastanenin önünde durduğunda soluk soluğa kalan adam aracın içinden genç kızı çıkarıp kollarının arasına aldı. O çelimsizlikj ve yorgunlukla o kızı nasıl taşıyabiliyordu hayret. Ki belliydi vücudu zangır zangır titriyordu. Sonra gelen sağlık görevlileri genç kızı sedyeye bindirip içeri doğru götürürken adamın artık takati kalmamıştı. Tüm o günün yorgunluğu bir anda üstüne çöken adam iki dizinin üstene düşmüştü. Ve ben o mesafede gözlerinden akan yaşıda, ihtiyar yüzündeki o acıyı da, ve dudaklarından dökülen o iki kelimeyi; -canım kızım-ı da duymuş...

Mucit annem

     Gece konan bir eve, gece konan bir aileydik. Kaldığımız ev  uzuncasına bir evdi. En solda kapısı vardı. Benim dolabım kapı olmuştu eve. Kapıyı açınca dolabıma girerdim sanki. Kapıdan ilk girdiğimde buzdolabı karşılardı beni, tam karşımda...  Solda ince uzun bir  tezgah. Tezgahın altına annemin yığdığı kuru bakliyatlar. Tezgahın üstünde yeşil bir piknik tüpü. Tüpün üstünde kaynayan bir tencere. Tencerenin başında annem. Anenmin saçları kızıl. Boya da değil, kına yakmış saçına. Yoksa tamamen bembeyaz. Yüzü kilosundan dolayı şişmiş. Göbeği var her daim. Eli belinde dolaşmayı sever hamile kadınlar gibi. Elleri çatlak yaşlılıktan. Saçlarını eşarbıyla kapamış. Eşarbında gül oya... Benim çocukluğumu anlattığım öykünün bu bölümünde annemin 7 yaşmdayken gözümde nasıl göründüğüdür. O  anne öyle ki başkasının çocuğunu öz çocuklarından daha fazla sevecek kadar annedir. Çünkü esas olanın doğurmak değil bakmak olduğunu bilir.  E vde kalan son bir taba...