Kayıtlar

Ruhunuzdan daha temiz!

Resim
Bilhassa plaza çalışanlarında görmüş olduğum bir durum var;(plaza ve kurumsal firmalarda statü sahibi çalışan sayılarının yüksek olması; bu durumun statü egosunu ön plana çıkarması ve kişilerin bunu kişisel yaşantısına da bulaştırmasından dolayı bu örneği vereceğim) Misal, lokantada yemek yerken yere çatal düşse, yenisi gelene kadar yerden almayan tipler bunlar. Niye, çünkü garson diye bir şey var. Ne yazık ki birçok insan özellikle hizmet sektöründe çalışanlara saygı duymayı p "paranın karşılığı" adı altında çalışanı sömürüyor. Bunu yalnızca işveren işçiye yapmıyor. Müşteri de tedarikçiye yapıyor. Bir mimara duyulan saygı binanın inşaatındaki duvar ustasına duyulmuyor mesela. Çünkü, mavi yaka denilen işçi sınıfının bunu hak etmediğini, tenezzül edilmemesi gerekilen hatta mesafeli durulması gerekilen bireyler olduğuna inanılıyor. Oysa emek zincirinde onlar da halkanın bir parçası. Hatta en önemli parçası. Geçenlerde bir arkadaşım çalıştığı şirkette(!) şöyle bir olay y...

Homeros'tan Bize Kalan!

Resim
“Durmadan her şeyden şikayet edip duruyorsun, şunları bir yerlerde anlatsana” diyenlerin çağrılarını duyan Arel Üniversitesi, Serfaköy yerkeşkesindeki stüdyosunun kapısını açtı ve “her Salı konuş artık sen” dedi. Bundan böyle bugün ve her Salı Radyo Arel’de edebiyattan konuşacağız. Radyo.arel.edu.tr Emrah Ateş twitter: hikayeadami instagram: hikayeadami

Vaiz Sokağı Numara 70

Turgut Uyar’ın en sevdiğim şiirlerinden biri. Fakirliği bile güzelleştirmiş şiirde. Olsun, zaten hepimiz biraz öyle olmalıyız. Ben sevince böyle oluyorum biraz. Bu şekilde korkak. Ne bileyim para birdenbire her şeyin önüne geçecekmiş gibi geliyor. Sermayeye tutsak oluyorum birden. Böyle görmüşüz napalım. Etrafımızda hep böyle görüyoruz; Evet yetememek; yetememek duygusu bu. Bir yerden sonra karşındaki insan “ ama aşkım lattenin sütünü az koymuşlar” diyecekmiş ve benim fakirliğimin üstüne bağladığım bütüm romantizm yok olacakmış gibi geliyor. “Melemen yapar yanına da çay demleriz” cümlesinin yerini “dominosu ara pizza getirsinler” cümlesi alır diye korkuyorum. Zaten göğe bakınca bulut değil de binaları gördüğümüz bir şehirde yaşaması bunca güç iken “aman adam aldırma sen” diyen biri olur mu bir gün; “Sen rakıyı kap yanında sadece peynir de yeter!” Balkon taşına ayağmızı uzatmışız; kuş sesleri bir yanda bir yanda çocuk sesleri. İşte o zaman benim bu iliklerime işlenen korkaklık duy...

Kimler Susarken Kimler Konuşuyor

Hepimiz bilhassa tüm gün girdiğimiz sosyal medyalarda insanların acılarını paylaşmalarına kayıtsız kalmamaya, diğer insanlar tarafından da “Hiçbir şeye sesini çıkarmıyor yav bu” demesinler diye paylaşımlar yapmaya devam ediyoruz. Bu bir gerçek; kimse inkar etmesin. Sosyal medya kimliğimiz artık gerçek kimliğimizle, bizim düşünce duvarımız haline geldiği için insanların düşündüklerini paylaşmalarına bir şey demiyorum. Boşu boşuna bokumuza boncuk kondurmamaya gerek yok Lakin hiç yaşamadığı, hiç gitmediği, Ege ve Akdeniz dışında ülkede gidilecek hiçbir yer yokmuş gibi davranan ve orada yaşanan olayları da sadece kendi yaşadığı şehirde yaşanıyormuş gibi hayal edip konuşan; Tüm gün mynet.com da sevdiği sanatçılar terör açıklaması yapsın diye bekleyen, instagramda orada burada Türk bayrağı fotoğrafı paylaşabildi diye yapabildiği her şeyi yaptığını düşünüp oy kullanmaya dahi gitmeyen, Bu zamana kadar yaşananları bir Kürt’ün ağzından bile dinlemeyip, adamın yaşadığı coğrafyayı öğrenmeye çalış...

Hepimiz Mutsuzluktan Öleceğiz

Seksenlerin sonralarında, doksanların ortalarına doğru doğan nesil çok tuhaf bir nesil oldu. Mesela bizim neslin öncesini ele aldığınızda çok fazla ortak özellikleri var. Çünkü değişkenlik bu kadar çok değildi. Adamlar yıllarca hiçbir şey değişmeyecek diye saplanıp kalmışlar oldukları yerde. Hatta değişim olacaksa da ileri doğru değil siyasal anlamda geriye doğru olmuş.  10 yılda bir darbe görmüş memleket. Hah şimdi de darbe görüyor ama en azından televizyon var anlamıyoruz bir bok. Bizim şansımıza dünyanın, Türkiye'nin, şehirlerin, teknolojinin hatta paranın bile değiştiği döneme denk gelmiş ergenleşme evremiz. O kadar hızlı değişti ki her şey kendimizdeki değişimi kendimiz bile farkedemiyorduk. Örneğin Müslüm Gürses'in arabeskin babası olduğu dönemde ergenliğimizi geçirip tam sevdiğimiz kızlara “dünya tersine dönse vazgeçmem” şarkısı armağan edecekken, bir anda kızlar bizden Cankan'dan “yar yar” şarkısını İsmail Yk'dan “nerdesin” şarkısını bekleyip, onları üzdüğ...

ORHAN VELİ

Resim
Kısaca: Dünyanın en hakiki ve en gerçek şiirlerini yazan adamdır Orhan Veli. O, azgın olduğu zaman karı isteğini de dile getirmiş, masturbasyon yaptığı eline bile hürmetini esirgememiştir. ( bu “sol el” şiirine benim bakış açım. Belki de duygusal başka bir anlamı da vardır. Şairin iç dünyasını kim bilebilir? ) Gerçektir, doğaldır. İstanbul aşığıdır. Edebiyat hayatının vazgeçilmezi, tabuları yıkanıdır. Devrimcidir, Garip Akımı’nın kurucusudur. Herşeyden önce, v icdan sahibidir. Yazım şeklini beğenmediğini itiraf ettiği Nazım Hikmet için, hapisten çıkarsınlar diye 3 gün ölüm orucu tutmuştur. Vesikalıklarda gülemeyenlerdendir. Şiir yazmama başlamama sebep olan adamdır. İnsanları tanımama yardımcı olmuştur. Yeri ayrıdır, en sevdiğim şairdir. Ahmet Kaya şarkılarında vazgeçilmez olandır. Dünyanın en güzel şiiri ise bence şudur: büyüdüm, isiz kaldım, aç kaldım; para kazanmak gerekti; girdim insanların içine, insanları gördüm… Orhan Veli- 1950  Nefret ettiği kafiy...
Resim
“Evet, kimsesizdik ama umudumuz vardı” diyor Turgut Uyar